Veronique'in İkili Yaşamı - The Double Life of Veronique ...

Feanor ve Fingolfin Kimdir?

Feanor ve Fingolfin Kimdir?
En baştan uyarayım, biraz fazla uzun bir yazı. Feanor ve Fingolfin olmak üzere iki parta ayrılıyor. :D Bu ve Orta Dünya ile alakalı diğer yazılarım için uzun zaman önce açtığım bloğa bakabilirsiniz. İsteyenlere link; http://middle-earthh.blogspot.com/2015/02/feanor-ve-fingolfin.html

Feanor

Feanor

Feanor, Ağaçların Çağında Valinor’da Tirion kentinde doğmuştur. Babası Noldor’un Kralı Finwe, annesi ise Serinde Miriel’dir. Annesi Miriel, Feanor doğduktan hemen sonra ruhu bedeninden ayrılmıştır, çünkü bütün gücünü ve kudretini oğlu Feanor’a geçirmiştir. Böylece doğmuştur Noldor’un en kudretlisi, Valinor’un altın ışıkları içinde.. Diğer ismi (babasının verdiği isim), Curufinwe’dir.
Miriel doğumdan sonra bedeni kötü duruma gelince, Finwe Manwe’nin huzuruna çıkıp ondan nasihat istemiş, o da Miriel’i Lorien’de Irmo’nun bakımına vermiş ve orada uykuya dalmış Miriel. Bedeni uyur gözükmüş fakat ruhu bedeninden ayrılıp çoktan Mandos'un Salonlarına gitmiş ve bir daha hiç dönmemiş. Finwe bu duruma çok üzülmüş, sık sık Lorien’e onu ziyarete gitmiş fakat o bir daha hiç uyanmamış, bir süre sonrada Finwe bir daha Lorien’e gitmemiş. Sonra Finwe tüm sevgisini oğlu Feanor’a vermiş, Feanor’un içinde tutuşan gizli bir alev varmış gibi hızla büyümüş. Uzun boylu, güzel yüzlü, iradesi güçlü, gözleri delip geçercesine parlak, saçları kuzguni siyahmış; tüm hedeflerini hırsla ve yolundan dönmeden kovalamaktaymış.
O zamanlar ve sonrasında Noldor arasında aklı en kurnaz, eli en becerikli olan oymuş, Gençlik döneminde bilge Rumil’in eserini geliştirerek Eldar’ın sürekli kullanacağı harfleri tasarlamıştır. Ayrıca değerli taşların oldukları hallerden nasıl daha büyük ve daha parlak olabileceklerini ilk o keşfetmiş.

https://preview.redd.it/ojegavwik4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=21156a67a1266aa7ce75f0bd48b1ac0399d51581
Feanor daha sonraları, Noldor arasında Aule’nin en sevdiği Mahtar isimli ulu bir demircinin kızı olan Nerdanel ile evlenmiştir. Feanor ve Nerdanel’in yedi çocuğu olmuştur. Bunlar; Uzun Maedhros, sesi ülkenin ve denizlerin ötesinden duyulan güçlü şarkıcı Maglor, kumral Celegorm, esmer Caranthir, babasının el becerisinin çoğunu miras almış olan becerikli Curufin, huyları ve yüzleri birbirlerine benzeyen en küçükler olan ikiz Amrod ve Amras'tır.
Finwe, karısı Miriel’in ölümünden sonra tekrar evlenmiştir. İkinci eşi bir Vanyar Elfi olan İndis’tir. Finwe ile İndis’in daha sonraki günlerde; Finarfin ve Fingolfin isimli iki çocukları daha olmuştur. Kardeşler içerisinde dil ve el becerisinde en kudretlileri Feanor’du, ruhu bir alev gibi yanıyordu. Fingolfin ise en güçlü, en metin ve en cesur olanlarıydı. Finarfin ise en iyi, yüreği en bilge olandı.

https://preview.redd.it/tlyesnhjk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=4f32cf7f6c4a4ca6c812ce2c686cc80b72bb35b4
Feanor’un annesine düşkünlüğü yüzünden, İndis ve oğulları Fingolfin ve Finarfin’e kin duymaktaydı, içlerinde en çokta Fingolfin’i sevmezdi, çocukluklarında bile onlarla sürekli bir rekabet içindeydi. Sürekli başı dik gezerdi ve kendisini kardeşlerinden daha üstün görürdü ve belki de öyleydi, fakat böyle düşünmesi bile onun kalbini daha da köreltmekteydi…
Bütün bu olaylar gelişirken Melkor’un cezası sonuna geldi ve Mandos’un Zindan’larından çıkartılarak tekrar Manwe’nin huzuruna çıkartıldı. Bütün Valar ve Maiar ordalardı, Eldar’ın da çoğu oradaydı. Melkor affedildi ve Valmar sınırlarında yaşamasına izin verildi. Lakin Ulmo ve Tulkas ona aldanmadılar.
Feanor’un düşüncelerinde yeni bir fikir oluşmaktaydı. Ağaçların ışığının nasıl korunabileceğini düşündü uzun bir süre. Sonra uzun ve gizli bir işe girişti, tüm ilmini ve ince hünerlerini bir araya getirdi; her şeyin sonunda Silmaril’leri yarattı. Üç büyük mücevher şeklindeydiler. Arda Krallığında ona zarar verebilecek hiçbir güç yoktu. Feanor, Mücevherlerin iç ateşini Valinor Ağaçları’nın uyumlu ışığından yaratmıştı. Silmaril’ler böylece canlı varlıklar haline gelmişlerdi. Herkes Feanor’un eserlerinin önünde şaşkınlık içinde kaldı. Varda, Silmarilleri Kutsadı; içinde kötülük olan hiçbir kimse onlara el süremesin diye büyüledi. Feanor, taşları Valar’ın korumasına bırakmadı, çünkü onları o kadar çok seviyordu ki, kimselere güvenemezdi. Bu yüzden onları Tirion’da ki Hazine odasının derinliklerine kapattı, babası ve oğulları haricinde kimsenin görmesine izin vermedi.
https://preview.redd.it/m2ryv2vjk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=179407ad3b01f365d4918f32213df17e91eb8230
Feanor ve Silmariller

Feanor ve Silmariller

Melkor’da Feanor’un yarattığı Üç Taş’ı yakından izlemişti ve içinde onlara karşı bir istek ve hırs oluşmuştu. Melkor, Silmaril’leri istiyordu... Böylece işe koyuldu ve Valar’ı Eldar’a kötülemeye çalıştı, başlarda ufak yalanlarla, sonra ise büyük iftiralarla. Noldor’u hiç sevmedi ve onlara; Valar’ın onları Aman’a hapsettiğini ve Orta Dünya’yı onlardan esirgediklerini söylüyordu. Noldor bu sözlere pek aldırmasa da yine de etkilendi. Feanor’da duydu bu sözleri, içinde özgür olmak ve başka topraklara gitme hissi daha da ateşlendi. Dahası Melkor, Noldor’u da kendi içinde düşürmeye çalıştı, Feanor ile İndis’in oğullarının arasını açtı. Sonunda Melkor başarılı oldu ve Valinor’un parlak günlerinin sonunu getirdi; Feanor artık açık açık özgür olacağını, dış dünyaya, Orta Dünya’ya göç edeceğini ve eğer gelirlerse Noldor’u da esaretten kurtaracağını söylüyordu ve Valar’ın hükmüne karşı çıkıyordu. Fingolfin, Feanor’un kendini sanki bir kralmış gibi görmesinden rahatsız olmuş ve bu konuyu babası ile konuşmak için Tirion’un sarayına gitmiş, Feanor onu orada görmüş ve kendisini babasına kötülediğini düşünerek olaya girmiştir. Bu durum üzerine Fingolfin hiçbir kelime etmeden saraydan ayrılmıştır. Feanor onu takip edip dışarıda onu sıkıştırmış ve kılıcını çekip tehtid etmiştir. Bunun sonucunda Valar, Feanor’u huzurlarına çağırdı. Sonunda her şey açığa çıktı ve Melkor suçlandı, Tulkas derhal ayrılarak Melkor’u aramaya gitti. Lakin bu Feanor’un suçunu hafifletmedi. Feanor 12 yıllık bir sürgüne mahkum edildi. Bu sürgüne babası da onunla geldi. Ayrıca yedi çocuğu da onunla birlikte gitti. Bu süre içinde Fingolfin, Tirion’da ki Noldor’u yönetti.
Sürgün bitti ve Feanor ve maiyeti Formenos’a geri döndü. Bir süre sonra Melkor açık açık Formenos’a gelerek Feanor'la konuştu. Fakat Feanor onu evinden kovdu. Melkor bir süre kimselere gözükmedi. Valar dostluk için bir divan daha topladı ve bütün Eldar’ı çağırdı. Birçok kişi geldi, gelenler arasında Feanor ve Fingolfin’de vardı. Finwe, Formenos’da kalmıştı. Divan sırasında Fingolfin ve Feanor’a barışmaları emredildi ve Fingolfin, Feanor’un çizdiği yoldan gitmeye yemin etti. Bu divan sürerken Melkor, Ungoliant isimli bir başka güç ile iki ağaca saldırmış ve ışıklarını söndürmüştü. Haber Manwe’nin divanına ulaştı, inanılmaz bir kargaşa çıktı, Tulkas ve Orome hemen ayrıldılar. Ağaçların yanına gittiler, hemen arkalarında da birçok Eldar geliyordu fakat ışık sönmüştü, Melkor orada yoktu. Eldar ve Valar ağaçların yanındayken Melkor ve Ungoliant Formenos’a gittiler ve kapıları kırıp içeri girdiler, orada kral Finwe önlerine dikildi. Melkor tek bir hamlede Finwe’yi öldürüp cansız bedenini yere serdi. Ardından hızla hazine odasına gidip tüm hazineleri ve Silmariller’in olduğu sandığı da alarak kuzeye doğru kaçtılar oradan Helcaraxe geçitlerine gittiler ve Orta Dünya topraklarına girdiler. Formenos’taki olaylar bir yıldırım gibi ulaştı Valar'a ve Noldor’a. Feanor ve Fingolfin acı içinde ağladılar. Tam o sırada Feanor intikam için yemin etti ve her nereye giderse gitsin Melkor’u takip edeceğini ve Silmarilleri ondan alacağını söyledi.
…ve böylece başladı orta dünyaya yolculuk, Feanor Tirion meydanında konuştu ve halkının büyük bir kısmını ikna etti, Fingolfin de yemini üzerine, Feanor ile gideceğini açıkladı ve birçok Noldor yolculuğa çıktı, Finarfin ve onun isteğini dinleyen Noldor da gideceklerdi. Yolculuk başladı Alqualonde limanlarına vardılar orada Teleri’den yardım istediler, fakat Teleri yardım etmeyi reddetti. Feanor ve çocukları Teleriyle savaştı. Bu savaş ilerde “Kardeş Katliamı” olarak adlandırıldı. Fakat Fingolfin geriden geldiği için savaşmadı. Bu savaşın sonunda Mandos gökte belirdi ve hükmünü açıkladı; Noldor lanetlemişti, bu yolculuk onların sonu olacaktı. Fakat Feanor vazgeçmedi gemileri aldı, Fingolfin’de devam etmek zorundaydı. Fakat Finarfin ve halkı gitmekten vazgeçtiler ve Tirion’a geri döndüler. Feanor limandan gemilerle Ayrıldı fakat Fingolfin’e ve halkına ihanet etti ve onları gemilere aldırmadı. Fingolfin Feanor’a kızdı ve ne olursa olsun dönmeyeceklerini açıkladı ve Helcaraxe geçidine yöneldiler, bir çok Noldor öldü.
Feanor, Beleriand’a girdi ve savaş için hazırlandı, Angband’a öncüler yollayıp gözetletti. Ve Noldor’un Beleriand’daki ilk savaşı başladı, bu savaşa “Dagor-nuin-giliath” anlamı ise “Yıldızların Altındaki Savaş”tır. Elfler büyük bir zafer kazandılar,savaşın bitmesine yakın Feanor, hırslanıp yanında birkaç arkadaşı ile birlikte Angband'ın kapısına kadar at sürmüştür, pusuda yatmış olan Balrog’lar bir anda ortaya çıkarak grubu çember içine almıştır, uzun süre mücadele eden Feanor en sonunda aldığı yaraların sonucunda zayıf düşmüş ve bedeni Balrogların efendisi Gothmog tarafından yere çarpılmıştır, tam bu sırada yetişen oğulları babalarının yardımına gelmiş onu kurtarmışlardır, ama en büyük oğul Maedhros, Morgoth'a esir düşmüştür. Geri dönüş yolunda Feanor öleceğini anlayıp oğullarına durmalarını emretmiştir. Son sözleri ise, ne olursa olsun Morgoth’un peşini bırakmamaları ve ne pahasına olursa olsun Silmarilleri geri almaları üzerine olmuştur.
Feanor acı içinde ölmüştür, ruhunun alevi oracıkta bedenini küle çevirmiştir. Geriye ise hiçbir şey kalmamıştır. Noldor’un en kudretlisi de Arda topraklarına böylece veda etmiştir…

https://preview.redd.it/yibvltdqk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=af62b196aceb14ab414a3aa4a93a6069915b6edc
Feanor iyi-kötü bir çok şey yapmıştır, Feanor olmasaydı Eldar'ın en güçlü halkı Noldor'un tarihi, hatta Orta Dünya'nın tarihi bu kadar uzun olmazdı... Her şey bittiğinde Eldar kulaklarında Feanor'un sözleri hep çınladı ve kararan Valinor'un simgesi hiç kaybolmadı gözlerinden. İşte Feanor'un binlerce yıl geçmesine rağmen hafızalardan silinmeyen sözleri;
"Neden, Ey Noldor halkı, neden bizi koruyamayan, hatta kendi topraklarını bile Düşman'ına karşı koruyamayan kıskanç Valar'a hizmet edelim? O, düşmanları olduğu halde, akrabaları değilmi? İntikam, bu yüzden beni çağırdı, ama öyle olsa bile, bundan sonra babamın katili ve hazinemin hırsızının akrabalarıyla aynı topraklar üzerinde yaşamayacağım. Bu cesur halk arasındaki tek cesur ben değilim. Hepiniz kralınızı kaybetmediniz mi? Kaybedecek daha neyiniz var ki dağlar ve deniz arasındaki bu dar toprağa takılıyorsunuz? Bir zamanlarda Valar'ın Orta Dünya'dan esirgediği ışık vardı ama şimdi karanlık her yere yayıldı. Pusun tacizine uğrayan ve nankör denize boşuna göz yaşı döken gölgelenmiş bir halk olarak sonsuza dek burada kıpırdamadan yas mı tutacağız? Yoksa yurdumuza mı döneceğiz? Özgür halkın yürüdüğü Cuivienen'de, bulutsuz yıldızların altında tatlı sular akıyor, geniş toprakları etrafa uzanıyor. Hepsi orada, delilik ederek terk ettiğimiz her şey orada hala bizi bekliyor. Gelin dönelim! Bırakın bu şehri korkaklar korusun."
Noldor'un hatırladığı başka bir şey daha vardı, hatıraları canlandıkça hala acı içinde ağlarlar.

Mandos'un kehaneti
"Sayısız gözyaşı dökeceksiniz. Valar, Valinor'u size karşı kapatacak ve sizi dışarıda bırakacak, böylece ağıtınızın yankısı bile dağları aşamayacak. Valar'ın gazabı Batı'dan Doğu'nun en ucuna dek Feanor Hanedanı üzerine yayılacak, onları izleyenlerinde üzerine yayılacak. Yeminleri onları sürükleyecek, onlara ihanet edecek. İyi başlayan herşey kötü bitecek; Akrabanın akrabaya ihanetiyle, ihanete uğrama korkusu doğacak. Onlar sonsuza dek mahrum edilenler olacak.
"Siz haksız bir şekilde akrabalarınızın kanını döktünüz, Aman topraklarını lekelediniz. Kana karşı kan vereceksiniz ve Aman'ın ötesinde Ölüm'ün gölgesinde yaşaycaksınız. Bunun için Eru sizin Ea'da ölmemenize karar verdi; ve hiçbir hastalık sizi ele geçiremeyecek ama katledilebilirsiniz ve katledileceksiniz: silahla, işkenceyle ve kederle; sonra yurtsuz ruhlarınız Mandos'a gelecek. Orada bedenlerinizi özleyerek bekleyeceksiniz ve katlettikleriniz gelip sizin için yalvarırlarsa biraz merhamet bulabileceksiniz. Orta Dünya'da kalıp Mandos'a dönmeyenler, büyük bir yük taşıyormuşçasına bitkinleşecekler, gittikçe solacaklar ve arkalarından gelecek daha genç ırkın önünde pişmanlık gölgeleri olacaklar. Valar konuştu"
... işte böyle son bulur Noldor'un yazgısı...
https://preview.redd.it/h35aj6tqk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=8cae07d7951c9653eaab65e365ecd81c7ec963b6

Fingolfin

Fingolfin

Noldor’un kralı Finwë idi. Finwë’nin oğulları ise Fëanor ve Fingolfin ve Finarfin; yalnız Fëanor’un annesi Serinde Miriel iken, Fingolfin ile Finarfin’in anaları Vanyar soyundan Indis idi.
Eşi göçüp gittikten sonra, vakti saati gelince Güzel Indis’i aldı Finwë ikinci eşi olarak.
Babasının düğününü hiç de hoş karşılamadı Fëanor ve ne Indis'e, ne de oğulları Fingolfin ve Finarfin’e içten bir sevgi besledi.
Fëanor, dilinde de elinin becerisinde de en kudretli olandı ve kardeşlerinden üstündü, ruhu tutuşmuş, alev alev yanıyordu. Fingolfin en güçlü, en sebatkar ve gözü pek olanlarıydı. Finarfin ise en adil, yüreği en bilge olandı; sonraları Olwë’nin oğulları, yeni Teleri’nin efendileri ile dost oldu ve Olwë’nin kızı, Alqualonde’nin kuğu-bakiresi Eärwen’i eş olarak aldı.

https://preview.redd.it/zfmgkfnfl4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=50fa52d99013d2f56aea2c039e7df37b601720a2
Fingolfin’in oğulları, sonradan dünyanın kuzeyinde Noldor’un başına geçen Fingon, Gondolin’in efendisi Turgon idi, kız kardeşleri Ak Aradhel’di. Eldar’da geçen yıllarında henüz ağabeylerinden küçüktü, fakat sonradan serpilip güzelleşti ve uzayıp güçlendi; ormanda ata binip avlanmayı çok sevdi. Genellikle akrabaları Fëanor’un oğulları ile birlikteydi, fakat hiçbirine kaptırmadı yüreğini. Saçları koyu, teni solgun olduğu ve gümüş rengi ile beyazdan başka renkte kıyafet giymediği için Ar-Feinel, yani Noldor’un Ak Hanımı derlerdi ona.
Aman’da herkesin saygı ile önlerinde eğildiği Finwë’nin büyük oğulları Fëanor ve Fingolfin yüce prenslerdi, fakat şimdi sahip oldukları haklar ve mal mülk yüzünden kibre ve kıskançlığa kapılıp gitmişlerdi. Ardından Melkor, Eldamar’da ortalığa yalanlar yaydı ve Fëanor’un kulağına şu dedikodu ulaştı: Güya Fingolfin ve oğulları, Finwë’nin ve büyük oğlu Fëanor’un hakimiyetine el koymak ve onların yerine geçmek için entrikalar hazırlıyorlardı; Valar’ın da izniyle oluyordu tüm bunlar, çünkü Silmariller kendi korumalarına bırakılmayıp da Tirion’da tutuldukları için onlar da hoşnutsuzlardı. Fingolfin ve Finarfin’e ise şu sözler söylendi: “Aman dikkat! Miriel’in kibirli oğlunun, Indis’in oğullarına karşı sevgisi daima kıt olmuştur. Şimdi büyüyüp güçlendi ve babasını kendi tarafına çekti. Çok geçmez, en yakın zamanda sizi Tuna’dan ötelere sürecektir!”
Işte böylece Melkor yalanlar ve çirkin dedikodular ve yanlış öğütlerle Noldor’un yüreklerinde bir çatışma ateşi yaktı ve onların kavgası sonunda Valinor’un parlak günleri sona erdi; eski ihtişamının akşamı gelip çattı.
Çünkü Fëanor, Valinor’dan ayrılıp dünyaya yeniden dönebileceğini ve onun peşinden gittikleri taktirde Noldor’u esaretten kurtarabileceğini haykırarak, Valar’a karşı alenen isyankar sözler etmeye başladı.
Ardından Tirion’da müthiş bir huzursuzluk baş gösterdi ve Finwë sıkıntıya düşüp tüm reislerini divana çağırdı. Fakat Fingolfin hışımla evine gelerek karşısında dikildi ve şunu söyledi:
“Kralım ve babam, pek yerinde bir biçimde Ateşin Ruhu adını almış kardeşimiz Curufinwë’nin kibrini zapt etmeyecek misiniz? O kim alıyor da, kral kendisiymiş gibi halkımız adına konuşuyor? Uzun süre evvel Quendi’nin karşısına geçip, Valar’ın Aman’a gelmemiz için yaptığı çağrıyı kabul etmelerini emreden sizdiniz. Orta Dünya’nın tehlikeleri içinden Eldamar’ın ışığına doğru uzanan zorlu yol boyunca Noldor’u sürükleyen sizdiniz Şimdi eğer bundan pişmanlık duymuyorsanız, en azından iki oğlunuzu sözlerinizle ödüllendirmeniz lazım geliyor.”
Ama Fingolfin daha sözlerini tamamlamadan Fëanor koca koca adımlarla odaya girdi; tepeden tırnağa silahlıydı: “Işte böyle, tam da tahmin ettiğim gibi,” dedi. “Üvey kardeşim, her meselede olduğu gibi bunda da babamı yanına alıp, önüme geçecektir.” Sonra Fingolfin’e dönüp kılıcını çekti ve bağırdı: “Çekil git karşımdan ve ait olduğun yere dön!”
Fingolfin, Finwë’nin önünde eğildi ve Fëanor’a bir laf yahut tek bir bakış bile atmadan, odadan çıkıp gitti. Ama Fëanor peşi sıra çıktı ve kralın evinin kapısında yolunu kesip parlak kılıcının ucunu Fingolfin’in göğsüne dayayıverdi.
“Bak üvey kardeşim! Bu kılıcın ucu senin dilinden keskindir. Yerimi ve babamın sevgisini de zorla elimden almayı hele bir dene; o vakit belki Noldor halkı, esirlerin efendisi olmaya hevesli birinden kurtulur!”
Finwë’nin evi Mindon’un dibindeki büyük meydanda bulunduğu için, bu sözler pek çok kişinin kulağına gitti, fakat Fingolfin yine cevap vermedi ve kalabalığın içinden sessizce geçip kardeşi Finarfin’i aramaya gitti.
Esasında Noldor arasındaki huzursuzluk Valar’dan gizlenmemişti, ama bu huzursuzluğun tohumları karanlıkta ekilmişti; bu yüzden, tüm Noldor kibre bulandıkları halde, inadı ve küstahlığıyla meşhur Fëanor, onlar aleyhinde sözler söylediği için hoşnutsuzluğun elebaşı diye bellendi. Ve Manwë kederlense bile yalnızca olanları izledi ve tek söz söylemedi. Valar, Eldar’ı topraklarında kalmakta ve gitmekte hür olmaları şartıyla getirmişlerdi; ayrılışları çılgınlık olarak görseler bile onları yollarından döndüremezlerdi. Fakat artık Fëanor’un yaptıklarının göz yumulur hali kalmamıştı, Valar öfkelenmiş ve yılmışlardı; ettiği lafların ve giriştiği işlerin hesabını versin diye Valmar’ın kapısında huzurlarına çıkmaya çağırdılar onu. Bu meseleye karışan ya da bir şeyler bilen diğer herkes de çağrıldı ve Hüküm Çemberi’nde Mandos’un huzurunda duran Fëanor’a sorulan tüm soruları cevaplaması emredildi. Nihayet meselenin ötesi berisi açıklığa kavuştu ve Melkor’un başlarına açtığı bela ortaya döküldü; bunun üzerine Tulkas derhal divanı terk etti ve onu tekrar yargılanması için getirmeyi gitti. Fakat Fëanor suçsuz ve günahsız bulunmadı, çünkü Valinor’un huzurunu bozup, soyundan gelene kılıç çekmişti ve Mandos ona hitaben şöyle söyledi:
"Esaretten bahsediyordun. Eğer esaretse bu, kaçıp gidemezsin, çünkü Manwë yalnız Aman’ın değil, tüm Arda diyarının kralıdır. Ve senin bu yaptıkların ister Aman’da ister başka yerde, meşru değildir. Bu yüzden işte bu hükme uğradın: On iki yıl boyunca, tehdidin ağzından çıktığı yerden, Tirion’dan ayrı kalacaksın. Bu süre zarfında düşün taşın, kim olduğunu, ne olduğunu hatırla. Diğerleri de seni affederler ise, o vakitten sonra bu mesele kapanıp nihayete kavuşmuş olacak.”
Sonra Fingolfin söz aldi ve, “Ağabeyimi affedeceğim,” dedi. Fakat Fëanor tek bir söz söylemedi; Valar’ın huzurunda öylece dikildi. Ardından dönüp çıktı divandan ve sonra da Valmar’ı terk etti.
Onunla birlikte yedi oğlu da gitti sürgüne; kuzey taraflarındaki tepelerde sağlam bir yurt ve hazine edindiler ve Formenos’ta bin bir çeşit cevher ile silah istiflediler; Silmariller ise demirden bir bölmeye kaldırıldı. Kral Finwë de, oğlu Fëanor’a duyduğu sevgi yüzünden çıkıp buraya geldi ve Tirion’da Noldor’un başına Fingolfin geçti. Fëanor kendi yapıp ettikleri bütün bu olaylara çanak tuttuysa da neticede Melkor’un tohumlarını ektiği husumet sürüp gitti ve uzun bir müddet boyunca Fingolfin’in ve Fëanor’un oğulları arasında baki kaldı.
Manwë, Noldor arasında baş göstermiş olan kötülüğe şifa bulmayı kafasına koymuştu ve prensler arasındaki derdin kederin bir kenara bırakılıp Düşmanın yalanlarının hafızalardan silinmesi için herkes Manwë’nin evine davet edilmişti.
https://preview.redd.it/v6d84q7gl4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=feaf04dc6ba2dcfa6670080b26ddb4feeee7b251
Vanyar çıkıp geldiler şölene, Tirion'lu Noldor’la Maiar da toplandılar bir araya; Valar'da tüm güzellikleri ve ihtişamları ile dizildiler yan yana ve Manwë ile Varda’nın muazzam salonlarında, çıkıp karşılarına şarkılar söylediler, batıda kalan Ağaçlara dönük yemyeşil yamaçlarda dans ettiler. O gün bomboş kaldı Valmar sokakları ve Tirion’un merdivenlerde çıt çıkmadı ve tüm diyar huzur içinde uykuya yattı. Sadece dağların öte tarafındaki Teleri hala şarkılar söylüyordu denizin kıyısında, çünkü ne mevsimler ne de zaman pek umurlarında değildi onların ve Arda hükümdarlarının meselelerine ya da henüz onlara dokunmamış olan Valinor üzerindeki gölgeye hiç akıllarını yormuyorlardı.
Manwë’nin tasarladığı şölenin tadını kaçıran tek bir şey oldu. Manwë’nin sadece Fëanor’a gelmesini emrettiği için, o da yalnız başına geldi; Finwë onunla birlikte gelmedi, Formenoslu diğer Noldor da. Şöyle söylemişti çünkü Finwë:
“Oğlum Fëanor’un Tirion’a gidememe cezası sürdükçe, ben de el çekiyorum krallıktan ve görüşmüyorum kendi halkımla.”
Ve Fëanor geldi, ama ne şölen giysileri içindeydi, ne de takılara bezenmişti, gümüş, altın yahut başka bir değerli taş yoktu üzerinde; Valar ile Eldar’ı Silmarillerin görüntüsünden mahrum etti ve onları Formenos’taki demir bölmede kilitli bıraktı. Yine de Manwë’nin tahtı önünde karşı karşıya geldi Fingolfin’le ve barıştı, sözde; Fingolfin ise kılıcın kınından çıkmasının lafını bile etmedi. Fingolfin elini uzatıp şunları dedi: “Söz verdiğimi şimdi yapıyorum ve yaşadığımız tatsızlığı unutuyorum.”
Fëanor sessizce uzanıp tuttu elini, ama Fingolfin sözlerini sürdürdü “Kan bağıyla üvey, yürek bağıyla öz kardeşin olacağım. Sen rehberim olacaksın, ben peşin sıra geleceğim. Hiçbir keder ayırmasın bizi.”
“Duydum sözlerini,” dedi Fëanor. “Öyle olsun.” Fakat ikisi de sözlerinin taşıyabileceği anlamdan habersizdi.
Derler ki Fëanor ve Fingolfin henüz Manwë’nin huzurunda iken, her iki Ağacın da ışıldadığı bir anda birbirine karıştı ışıklar ve sessiz Valmar şehri gümüş ve altın rengi bir parıltıya boğuldu. Tam o saatte Melkor ve Ungoliant ağaçları yok etti.
Haber şölene ulaşınca Manwë, Fëanor’a Silmarilleri verip veremeyeceğini sordu. O sırada başka bir haber şölene ulaştı. Morgoth, Fëanor’un evine gidip Finwë’yi öldürmüş ve silmarilleri çalmıştı.
O zaman Fëanor ayrıldı. Sonra korkunç bir ant içti. Yedi oğlu da hep birden onun etrafına atılıp aynı yemini ettiler ve kılıçları, meşalelerin göz kamaştıran ışığında kan kırmızısı parıldadı. Yeminlerini bozmayacaklarına Iluvatar adına söz verdiler ve bozarsak eğer, kavlimizi, Ebedi Karanlığa gömülelim dediler. Mänwe’yi, Varda’yı ve kutlu Taniquetil Dağı’nı şahit gösterip, ister Vala, ister Iblis, Elf yahut henüz doğmamış Insan, küçük büyük, hayırlı veya belalı, günlerin sonuna dek, zamanın doğuracağı her cinsten varlığı, Silmarillerin tekini bile ellerine almaları, çalmaları, yahut da saklamaları durumunda, Dünya’nın sonuna dek intikam ve nefret hisleriyle takip edeceklerine ant içtiler.

Feanor ve Oğullarının Yemini
Bu yemin Fingolfin’i de bağlıyordu, çünkü Fëanor’a, onu hep takip edeceğine dair yemin etmişti.
Fëanor, Morgoth’un peşinden Orta-Dünya’ya geçecekti ve Teleri’den yardım istemek için Alqualonde’ye gitti. Fakat Teleri Elfleri yardım etmeyince Fëanor öfkelendi. Kuğular Limanına gidip oradaki gemileri zorla almaya karar verdi. Fakat Teleri, Fëanor’a karşı koydu ve her iki taraf da büyük kayıplar verdi, ama Noldor’un öncü kolunun imdadına Fingolfin’in öncü topluluğu ile Fingon yetişti. Bir çarpışmanın gerçekleştiğini ve akrabalarının yenildiğini görüp, kargaşanın nedenini falan öğrenemeden öne atıldılar; bazıları ise Teleri’nin Valar’ın emri üzerine, Noldor’un yollarını kesmeye çabaladıklarını düşünmüşlerdi.
Sonunda Teleri yenilgiye uğratıldı ve Alqualonde’de yaşayan denizcilerin büyük bir bölümü katledildi. Çünkü hem Noldor haklı öfkeye ve umutsuzluğa kapılmış, hem de, büyük çoğunluğu incecik yaylardan başka bir şey taşımayan Teleri halkı güçsüz kalmışlardı.

İlk Akraba Kıyımı
Her şeye rağmen Noldor’un büyük bir kısmı katı ve fırtına dindiğinde devam ettiler, fakat onlar ilerledikçe yol daha da uzuyor, daha da korkunç bir hale geliyordu. Hadsiz hesapsız karanlık içinde upuzun bir zaman yürüdükten sonra, dağlık ve soğuk Araman çöllerinden geçip nihayet Korunaklı Ülke’nin kuzey sınırlarına vardılar. Burada aniden, bir kayanın üzerinde dikilmiş duran ve aşağıdaki sahile doğru bakan bir karaltı gördüler. Bazıları bunun, Manwe’nin gönderdiği sıradan bir haberci değil, Mandos’un ta kendisi olduğunu söyler. Neyse, Noldor yüksek bir ses duydular, yüksek olduğu kadar da tumturaklı ve ürkütücü bir ses; onlara durup dinlemelerini emrediyordu. Ardından hepsi birden durdu, put kesildiler ve Noldor halkı bir baştan öbür başa dek, hep birlikte, Kuzey’in Kehaneti ve Noldor’un Hükmü diye anılan laneti ve kehaneti bildiren bu sesi duydu. Söylenenlerin pek çoğu, Noldor’un başlarına gelene dek anlamadıkları acıları, karanlık bir dille haber veriyordu; ne kalabilecek, ne Valar’ın affını yahut hükmünü isteyebileceklerdi, anladıkları kadarıyla lanet buydu.
Yine de Fëanor yeminine sadık kalarak yoluna devam etmeye karar verdi. Fakat Finarfin yürüyüşten ayrıldı.
Nihayet Noldor, Arda’nın kuzey ucuna ulaştılar ve denizde süzülen ilk buz parçalarını görünce Helcaraxe’ye pek bir yolları kalmadığını anladılar. Doğuya kıvrılan Aman toprakları ile Endor’un batıya uzanan doğu kıyıları ( işte Orta Dünya burasıydı ) arasından Kuşatan Deniz’in buz gibi suları ile Belegaer’in dalgalarının bir olup aktığı daracık bir boğaz uzanıyordu; burası nefes kesen soğuğun uçsuz bucaksız sisi ve pusuyla, bir de denizin akıntıları, buz tepelerinin çarpışmaları ve derinlere gömülmüş buzların gıcırtıları ile doluydu. Böylesi bir yerdi Helcaraxe ve o zamana dek Valar ile Ungoliant dışında kimse buraya ayak basacak kadar gözü pek çıkmamıştı.
Noldor burada durdu ve Orta Dünya’ya nasıl geçebileceklerini tartışmaya başladılar. Orta Dünya’ya gemi ile geçmeye karar verdiler fakat gemilerin sayısı az olduğu için önce Fëanor’a bağlı grup geçti Orta-Dünya’ya.
Fakat karaya çıkar çıkmaz, Morgoth’un yalanları aralarına girmeden evvel Fingon’un dostu olan büyük Maedhros, Fëanor’a şöyle söyledi:
Peki, şimdi hangi gemilerle kürekçileri geri gönderip, ilk kimleri getireceksin buraya? Yiğit Fingon mu yoksa?
Fëanor çıldırmış gibi kahkaha attı ve bağırdı:
“Hiçbirini ve hiç kimseyi! Arkamda bıraktıklarımı artık kayıptan saymıyorum; zaten gereksiz yük olduklarını gördük yol boyu. Adıma lanet okuyanları ve hala da lanetleyenleri bırakalım gitsinler, ahlaya vahlaya dönsünler Valar’ın kafesine! Yakın şu gemileri!”
Bu sözler üzerine Maedhros sadece kenara çekildi, ama Fëanor Teleri’nin ak gemilerini ateşe verdirdi. Ve böylece, Drengist Körfezi’nin ağzında, Losgar denen o yerde, denizler üzerinde süzülmüş olan en güzel gemiler, parlak ve ürkütücü alevler tarafından yutularak küle döndü. Fingolfin’le halkı bulutların altında kızıl kızıl parlayan ışığı ta uzaktan gördü ve ihanete uğradıklarını anladı. Bu, Akraba Kıyımı’nın ve Noldor’un Hükmü’nün ilk meyvesiydi.

Gemilerin ateşe verilmesi
Bunun üzerine Fingolfin, Fëanor’un kendisini Araman’da ölüme terk ettiğini ya da utanç içinde Valinor’a geri dönmek zorunda bıraktığını fark edip kedere boğuldu, ama artık, o ana dek olmadığı kadar çok istiyordu Orta Dünya’ya gidip Fëanor’la yeniden karşılaşmayı. Ve Fingolfin’le halkı uzun bir müddet sefalet çekerek yürüdü, ama karşılarına çıkan zorluklar kahramanlıkları ve metanetlerini arttırdı, çünkü onlar kudretli bir halktı; Iluvatar Eru’nun ilk ölümsüz çocuklarıydılar; Kutlu Ülke’den yeni gelmişlerdi ve yeryüzünün bezginliği işlememişti içlerine henüz. Kalplerinde yanıp duran ateş tazecikti; başlarında Fingolfin’le oğulları ve Finrod ve Galadriel ile kuzeyin en zorlu taraflarına doğru ilerleme cesaretinin gösterdiler ve sonunda Helcaraxe’nin dehşetine ve zalim buz dağlarına dayanmanın başka bir yolunu bulamadılar. Bu umutsuz yolculuk, cesaret ve keder hususunda Noldor’un giriştikleri belki de en zorlu işti. Bu yol üzerinde Turgon’un eşi Elenwe kayboldu ve başka pek çok Noldor ölüp gitti; Fingolfin tüm badireleri atlatıp sayıca azalan topluluğunu nihayet Öte Topraklara çıkardı. Kalplerinde Fëanor ve oğullarına duydukları bir sevgi kırıntısıyla, sonunda peşine düştüler ve ayın ilk yükselişinde borularını üflediler.
https://preview.redd.it/yr6b72w0m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=966f09377643fbe3dae865784f7101b7f44daeeb
Dagor-nuin Giliath savaşında Fëanor’un tarafı yenilmişti, Fëanor ölmüş, Maedhros esir düşmüştü. Fingon, Noldor arasındaki anlaşmazlığa son vermek için, Thangorodrim’deki kayalara bağlanmış Maedhros’u kurtardı. Fingon başardığı bu işle büyük şöhret kazandı ve Fingolfin ve Fëanor hanedanı arasındaki nefret yatıştı. Çünkü Maedhros, Araman’da onları terk ettikleri için af diledi; Noldor üzerindeki hükümdarlık iddiasından feragat etti ve Fingolfin’e şöyle seslendi: “Aramızda bir keder gölgesi düşürmedikçe, efendim, Finwë hanedanın hem en yaşlısı, hem de buna yaraşır biçimde en bilgesi olarak hükümdarlık hakkı sizin olmalıdır.” Ama kardeşleri bu sözlerine asla yürekten katılmadılar.
https://preview.redd.it/o046fa11m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=f37f2a47663673c5ab1d08d864c4b814aad87d34
Bu yüzden, aynen Maedhros’un önceden haber verdiği biçimde, Elendë ve Beleriand’ın himayesi yaşlı olandan Fingolfin hanedanına geçtiği için ve Silmarilleri kaybettikleri için Fëanor hanedanına, Yoksun Bırakılanlar dendi. Fakat yeniden bir araya gelmiş olan Noldor, Dor Daedeloth sınırları üzerine bir gözcü koyup Angband’ı batı, güney ve doğu cenabından kuşattılar.
Güneşle geçen 20. yıldönümünde Noldor Kralı Fingolfin büyük bir şölen tertip etti ve bu şölen bahar zamanı, coşkun Norog Nehri’nin doğduğu yerde, Ivrin gölcüklerinin yanında yapıldı, çünkü buralar, kuzeye karşı onlara siper olan Gölge Dağları’nın eteklerinde yeşil ve asude topraklardı. Bu şölende yaşanan neşe, sonradan gelen kederli günlerde uzun uzun hatırlandı ve şölene Yeniden Birleşme Şöleni manasında Meret Aderthad dediler.
İşte bu yıllar, yani Güneş işe Ay’ın altında saadetin yaşandığı devirdi ve bütün ülke halinden hoşnuttu hoşnut olmasına, ama yine de Gölge kuzeyde kapkara çöreklenmiş oturuyordu.
O dönemde insanlar Orta-Dünya’ya gelmişlerdi. Angband Kuşatması’nın üzerinden yaklaşık 400 yıl geçmişti.
Karanlık ve aysız bir kış gecesiydi ve geniş Ard-galen düzlüğü Noldor’un tepelerdeki kalelerinden Thangorodrim’in eteklerine kadar soğuk yıldızların ışığı altında loş bir biçimde uzanıyordu. Gözcü ateşleri sakin sakin yanıyor, düzlüğün üzerindeki Hithlum süvarilerinin karargahlarında ancak birkaç kişi uyanıktı. İşte o sırada Morgoth, Thangorodrim’den aşağıya, Balroglardan daha hızlı ilerleyen müthiş ateş nehirleri yolladı ve düzlüğün tamamını bu ateşle kapladı; Demir Dağlar çeşit çeşit zehirler taşıyan ateşler püskürttü; bu ateşlerin havaya yayılıp her yanı kötü kokutan dumanı ölüm saçıyordu. Büyük muharebelerin dördüncüsü, Dagor Bragolach, Ani Alev Muharebesi işte böyle başladı.
https://preview.redd.it/9tmb73p1m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=730de8ae108b9205fdd9e772605896e9d63fcce5
Bu ateşin önünde bütün ihtişamıyla ejderlerin atası olan altın Glaurung yanında Balroglarla geldi; onların ardında da Noldor’un daha evvelden görmediği, hayal dahi etmediği kadar geniş Ork orduları, kapkaranlık sökün ettiler. Noldor’un kalesine saldırıp Angband’ın üzerindeki kuşatmayı yıktılar ve Noldor ile onun müttefiki olan Gri Elflerle İnsanları buldukları yerde katlettiler.
Hithlum’a, Dorthonion’un kaybedildiğine, Finarfin’in oğullarının yenildiğine ve Fëanor’un oğullarının topraklarından sürüldüğüne dair haberler geldi. Bunun üzerine Fingolfin (kendisine göre) bu olayları Noldor’un nihai yıkımı ve tüm hanedanların geri dönülmez yenilgisi olarak niteledi; içi böyle büyük bir keder ve hınçla doldu ki müthiş atı Rochallor’a bindi ve tek başına uzaklaştı, kimseler de ona mani olamadı. Tozun ortasında esen bir rüzgar gibi Dor-nu-Fauglith’in üzerinden geçti; onu bu hızla geçerken görenleri hepsi de Oremë’nin kalkıp geldiğini zannedip, şaşkınlık içinde kaçıştılar; çünkü Fingolfin tepeden tırnağa öfke kesilmişti, bu yüzden de gözleri tıpkı Valar’ınki gibi parlıyordu. Böylece tek başına Angband’ın kapılarına gelip borusunu çaldı; bir kez daha pirinçten kapılara vurup, Morgoth’a meydan okudu ve teke tek bir dövüş için meydana çıkmasını istedi. Ve Morgoth geldi.
Kayalar Fingolfin’in borusunun keskin sesiyle çınlıyor ve sesi Angband’ın derinliklerine kadar keskin ve apaçık bir şekilde geliyordu; Fingolfin, Morgoth’a alçak ve esirlerin efendisi diye hitap ediyordu. Bu yüzden Morgoth yerin altındaki tahtından yavaş yavaş tırmanıp geldi; ayak sesleri yer altından yükselen gök gürültüsü gibiydi. Kara zırhlara bürünmüş halde dışarı çıktı ve Kral’ın karşısında demir taçlı bir kule gibi dikildi; armasız, kapkara, kocaman kalkanı da Kral’ı bir fırtına bulutu gibi gölgeledi. Ama Fingolfin gölgenin altında bir yıldız gibi parlıyordu, çünkü zırhı gümüşle kaplanmış ve mavi kalkanı kristallerle bezenmişti ve buz gibi parlayan kılıcı Ringil’i çekti.

https://preview.redd.it/qdevp9rym4551.png?width=557&format=png&auto=webp&s=d9e52034e62006fd7c3510b3cb00f2419b801227
Bunun üzerine Morgoth, Ölüler Diyarının Çekici, Grond’u hızla yukarıya kaldırıp bir yıldırım gibi aşağıya savurdu. Ama Fingolfin yana sıçradı ve Grond yerde, içinden duman ve ateş çıkan çok büyük bir çukur açtı. Morgoth ardı ardına sert darbeler indirmeye yeltendi, ama Fingolfin her seferinde, kara bir bulutun altında çakan şimşekler gibi uzağa sıçradı ve Morgoth’u tam yedi kez yaraladı; Morgoth ise tam yedi kez acısından çığlık attı; her birinde de Angband’ın orduları kederden yerlere kapaklandı ve bu çığlıklar kuzey diyarlarında yankılandı.
Ama sonunda Kral bitkin düştü ve Morgoth kalkanıyla üç kez onun üzerine yüklendi. Fingolfin üç kez dizlerinin üzerine çöktü ve üç kez yeniden ayağa kalktı; kırık kalkanı ve paralanmış miğferiyle cesaretini elden bırakmadı. Ama etrafındaki toprağın tamamı yarılmış, çukurlarla dolmuştu; Fingolfin de tökezleyip Morgoth’un ayaklarının dibine düştü ve Morgoth, neredeyse bir tepe kadar ağır olan sol ayağını onun boynunun üzerine dayadı. Fingolfin son ve umutsuz darbesini indirmek üzere Ringil’le ayağı yardı ve dumanlar çıkaran kara bir kan fışkırıp Grond’un açtığı çukurları doldurdu.
Böylece Noldor’un Yüce Kralı, kadim Elf krallarının en gururlu ve yiğit olanı öldü. Orklar kapıda yapılan bu ikili dövüşten kendilerine pay çıkarıp böbürlenmediler; Elflerin acısı ise öylesine derindi ki, bu olaya dair tek bir şarkı söylemediler. Yine de bu hikaye hafızalardadır, çünkü Kartalların Kralı Thorondor haberleri Gondolin’e ve çok uzaklardaki Hithlum’a kadar getirdi. Morgoth dövüşün ardından Elf Kralı’nın bedenini alıp kurtlarına yem olarak atmak için ikiye büktü, ama Thorondor, Crissaegrim’in zirvelerindeki yuvasından hızla gelip, Morgoth’un üzerine avına hücum eder gibi saldırdı ve yüzünü bereledi. Thorondor’un kanatlarının hücum ederken ki sesi Manwë’nin rüzgarlarının sesini andırıyordu; gelip Fingolfin’in bedenini kudretli pençeleriyle yakalayıp aniden Ork kargılarının üzerinde süzülerek Kral’ı oradan götürdü. Ve onu gizli Gondolin Vadisi’ne kuzeyden bakan bir dağın zirvesine bıraktı; Turgon gelip babasının üzerine taşlardan görkemli bir anıt yaptı. Bundan sonra hiçbir Ork, Fingolfin’in dağını aşmaya ya da mezarına yaklaşmaya cesaret ede edi, ta ki Gondolin’in hükmü gerçekleşip de, soyu arasında ihanet baş gösterene kadar. Morgoth’un ayağı o günden sonra daima aksadı ve yaralarının acısı asla dinmedi; Throndor’un yüzünde bıraktığı izler de silinmedi.
Fingolfin’in öldüğü haberi geldiğinde Hithlum’a çöken kederi tarif etmek imkansızdı, Fingon acılı haliyle Fingolfin’in hanedanının ve Noldor’un krallığının başına geçti, ve küçük oğlu Erenion’u (sonradan Gil-Galad adını alacaktı) limanlara yolladı.
https://preview.redd.it/ewmd1r12m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=6be42301b2d11bd94024210a7d680dea6a132f16

Sonuna kadar okuyan varsa teşekkürler, hakkında bilgi paylaşmamı istediğiniz-merak ettiğiniz bir şeyler varsa isteyin, sorun.
submitted by snowieez to KGBTR [link] [comments]

Vebayı Camus'nün felsefesiyle alt etmek

YİĞİT BENER
Albert Camus’nün Veba’sı, hem salgınla mücadeleyi hem de alegorik olarak faşizme karşı direnişi odağına alan çok katmanlı bir roman: Farklı bir gözle yeniden okunmayı denemeli…
Corona günlerinde tüm dünyada en çok okunan ve yorumlanan kitaplardan biri kuşkusuz Albert Camus’nün 1947 tarihinde yayımlanan romanı Veba.
Türkçede ilk kez geçtiğimiz Nisan ayında Artı Gerçek’te yayımlanan ve Camus’nün muhtemelen 1941’de – yani Veba’nın yayımlanmasından altı yıl önce- yazdığı Vebayla Boğuşan Hekimlere Tavsiyeler adlı metin, Veba’nın yeniden okunmasına zenginlik katacak birkaç kilit cümle içeriyor.
Bunlardan ilki, böyle bir dönemde kimsenin paçayı sıyıramayacağını, fildişi kulesine çekilemeyeceğini vurgulayan bir uyarı: “Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede hiç kimse hastalık bulaşmış bir nesneye dokunmadan edemez.”
Asıl püf noktası ise, ölümle baş etmenin önemi vurgulayan paragrafın ardından gelen şu cümle: “Size bir felsefe lazım.”
Başka bir deyişle, Camus bu mücadelede tıbbi bilginin, ilaçların, hekimlerin gayretinin tek başına yeterli olmayacağını düşünerek bir genel çerçeve, bir “mücadele felsefesi” öneriyor ve bu felsefenin ana hatlarını şu cümlelerde özetliyor:
“Her şeyden önce, asla korkmamalısınız. (…) Netice itibariyle korku insanı hastalığın etkisine açık hale getirir.” “Bu hastalığa veba adı verildiğinden bu yana hep olduğu üzere insanların sinek gibi ölmelerine asla, ama asla alışmamalısınız”. “Diğerlerini tedavi etmeyi reddedenlerin yapayalnız, kendini feda edenlerin ise topluca öldüğü; doyumun doğal sonucuna eremediği; liyakatin düzeninin bozulduğu; mezarlıkların dibinde dans edilen; hastalık bulaştırmamak için sevgilinizi kendinizden uzaklaştırdığınız; cinayet suçunun asla cani tarafından üstlenilmediği ve bir korku anının şaşkınlığında tayin ettiğimiz günah keçisi bir hayvana yüklendiği bu korkunç kargaşaya yönelik isyanınız asla dinmeyecek”. “En kadim ayinler kadar köhne olan dinin hizmetine girmeyeceksiniz. (…) Velev ki o din bize gökten inmiş olsun, o zaman da göğün adil davranmadığını söyleriz.” “Gün gelecek, herkesin korkusunun ve acısının sizde uyandırdığı tiksintiyi haykırmak isteyeceksiniz. İşte o gün, benim size önerebileceğim çareler de tükenmiş olacak…”
Yazarın birçok söyleşisinde açıkça belirttiği gibi, Veba dar anlamda salgınla mücadeleyi ele alan bir roman değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı dönemine denk düşen yazım sürecine damgasını vuran faşizme karşı direnişin bir alegorisi. (dolayısıyla faşizme karşı mücadelede de militan gücün, eylemlerin, silahların yetmeyeceğini, bir felsefe gerektiğini düşünüyor)
Veba’nın güncelliğinin katmerli olmasını sağlayan, romanın bu çoğul katmanlı yapısı olsa gerek.
Bu da bize Veba’yı iki ayrı ana eksende ele almaya götürüyor. İlki, romanın hemen tüm salgın/afet/savaş/toplu felaket anlatılarına ortak olan yönleriyle, ikincisi Camus’nün özgün katkısı olan felsefesi ışığında. Bu ikinci eksende bundan belki bir ölçüde bağımsız olarak yine Camus’ye özgü yan açılımlara ayrıca değinebiliriz.
Camus, romanın “bireysel anlatı”yla “kolektif anlatı” şeklinde ayrıştırabileceğimiz ikili bir anlatım tekniğine sahip olduğunu açıklıyor bir söyleşisinde.
Bunun da roman içindeki beş ayrı bölüme denk düştüğünü belirtiyor: hastalık öncesi bireysel yaşam (bireysel anlatı); ilk hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasıyla bireyle toplumsalın yollarının kesişmesi (bireysel ve kolektif anlatı); hastalık sürece tam hâkim olduğu andan itibaren her şeyin iç içe geçip bir “alaşıma” dönüşmesi (salt kolektif anlatı); hastalığın gerilemesiyle bireyle toplumsalın yeniden ayrışmaya başlaması (bireysel ve kolektif anlatı); sonrasında yeniden bireyselin öne çıkması (bireysel anlatı).
YAS SÜRECİ
Bir farklı yaklaşım, romanı, salgının kesinleşmesi ve kentin karantinaya alınmasıyla başlayan bir yas sürecinin (yani olağan yaşamın sona ermesinin yasının) aşamalarına koşut olarak ele almak olabilir.
Aslında Covid salgını dahil birçok toplumsal felakette ve bunları konu alan roman ve filmlerde bu aşamaların (inkâr, öfke, pazarlık, çöküntü, kabullenme) izini sürmek mümkün.
Şok / İnkâr / İnanamamak
“Vebalar da savaşlar da insanı hazırlıksız yakalarlar.”
Yazar, salgınla savaşlar arasında bir benzetmeye giderek, kendi başına gelmedikçe insanların felaketlerin gerçekten mümkün olduğuna inanmakta güçlük çektiklerini vurguluyor:
“Bundan böyle yurttaşlarımız bir şeyin farkına varıyorlardı: küçük kentimizin farelerin güneşte ölmesi ve kapıcıların tuhaf hastalıklardan yaşamlarını yitirmesi için belirlenmiş bir yer olabileceği asla düşünmemişlerdi”. (…) “Bir savaş patladığında insanlar, ‘Uzun sürmez bu, çok aptalca’ derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir.”
Bu aşamada insanlar ne kadar kırılgan olduklarını idrak ediyorlar. Tıpkı kentin kapıları kapanınca, uzun süreli bir ayrılığa hazır olmayan eşlerin, sevgililerin, aile fertlerinin bir anda -vedalaşma fırsatı dahi bulamadan- ayrı düşmeleri örneğinde olduğu gibi.
Öfke
Hastalık gerçeği artık inkâr edilemez şekilde kendini dayattığında, şaşkınlık ve inkâr yerini öfkeye ve bu öfkenin yönelebileceği bir sorumlu arayışına bırakıyor: Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan bir günah keçisi ve/veya bu süreci iyi yönetemediği için yaşanan sıkıntılara yol açmakla suçlanacak idari bir sorumlu.
Romanda bunun tipik örneği, apartmanda fare ölülerinin çoğalmasına karşın inatla “bizde fare yok, dışarıdan birileri getirmiş besbelli” diyen kapıcının yaklaşımıdır.
Zaten salgınlarda “olağan suçlu” konumundaki belirli azınlıkların (örneğin Yahudilerin, Çingenelerin, “cadıların”, vb) ya da kırılgan başka toplumsal kesimlerin hastalığın yaygınlaşmasından sorumlu tutulması ve nefret nesnesine dönüşmesi sık rastlanan bir olgu değil midir? AİDS salgınında eşcinseller, Sars salgınında topluca katledilen Misk kedileri, Covid salgınında da “olur olmaz şeyler yeme alışkanlıkları nedeniyle” Çinliler…
Camus bu tür durumlarda söylentilerin, kehanetlerin ve komplo teorilerinin çok rağbet gördüklerini hatırlatıyor, tüm kehanetlerin ortak yönünün rahatlatıcı özellikleri olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bir tek veba rahatlatıcı değildi!” Bu batıl inançların din yerine geçtiğini de ayrıca vurguluyor.
Günümüzde sosyal medya bu söylentilerin katmerli olarak ve daha hızlı yayılmasına da hizmet ediyor. Ancak geçmişte kulaktan kulağa yayılarak koca bir kenti bir anda yangın yerine çevirme potansiyelini taşıyan söylentilerin yarattığı tehlikeli durumdan farklı olarak, sosyal medyada kontrol ve denge mekanizmaları da var: Bu tür süreçlerde Teyit gibi sanal yayın organlarının ve onun bir türevi olan Covid-19 Postası’nın sağduyu katkılarının değeri gerçekten paha biçilmez.
Pazarlık
Romanda çeşitli örnekleri verilen üç tarz davranış ön planda: Alınan sert önlemlerin yumuşatılmasını talep edenler, en azından başkaları için değilse de “kendileri” için böyle bir talebi öne sürenler; hastalığın gerçek boyutlarını sorgulayanlar, örneğin ölü sayısının “abartıldığı kadar” çok olup olmadığını tartışmaya açanlar, bunun neye denk düştüğüne kuşkuyla bakanlar; bir de romandaki gazeteci Rambert gibi bireysel çözüm arayışına girerek kuralların dışına çıkmaya, kaçmaya çalışanlar.
Çöküntü / Acı / Hüzün
Camus, insanların belli bir aşamadan sonra manevi bir çöküntüye girdiklerini ve “veba düzlemine” geçtiklerini anlatıyor romanında. Vebanın düzlemi “vasat, monoton, renksiz bir yinelemeden” ibaret olduğu için insanların da sıradanlaştıklarını aktarıyor: “Kimsede yüce duygular kalmamıştı” saptamasını yapıyor.
Ayrıca herkesin kendi içine kapandığını, birbirlerinin duygularını anlamaz hale geldiklerini ve kimsenin kimseye yararı kalmadığını anımsatıyor.
Ölümün olağanlaşması oranında büyüklük, aşkınlık duygularının da yitirildiğinin, her şeyin basit bir hayatta kalma yarışına döndüğünün altını çiziyor.
Dostlukların, özellikle de aşkların anlamını, değerini yitirdiğini uzun uzun betimliyor. “Aşk var olmak için kendine bir gelecek hayal etmelidir oysa bizde sadece uçucu anlar kalmıştı” diye belirtiyor.
Yazar, vebanın değer yargılarını da sildiğini ekliyor. Kimsenin artık yediğinin, içtiğinin, üst başının kalitesine aldırış etmez hale geldiğini, “her şeyi toptan, olduğu gibi kabul etmeye” başladığını gözlemliyor.
Covid salgınında paradoksal olarak bu süreç örneğin AVM’leri kentin yeni “agorası” haline getiren bir yaşam tarzından AVM’lerin kapalı olduğu bir yaşama geçişte buna pekâlâ alışılabildiğinin saptanmasına, yani kapitalizmin dayattığı tüketim toplumu modelinin insanın gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar uzak olduğunun kısmen de olsa sorgulanmasına olanak sağladı. Bunu da sosyal medyanın yaşanan bireysel deneyleri bir ölçüde paylaşama, birlikte yorumlama fırsatı sunmasına bağlayabiliriz ola ki.
Kabullenme
“Yurttaşlarımız yola gelmişti, uyum sağlamışlardı, öyle denir ya, çünkü başka türlü yapacak bir şey yoktu”.
Hastalıkla yaşamak zorunda kalınması gerçeğinin toplum tarafından kabullenildiğini, romanda uzun betimlemelerle aktarılan cenazelerin kaldırılışındaki evrimde izlemek mümkün: Önce sadece yakınların katılımıyla dini törensiz ama mezarlıktan kaldırılan cenazeler, ölü sayısının artmasıyla artık sadece görevlilerin eliyle ve alelacele, özel olarak açılmış kireç dolu çukurlara topluca atılıveriyor ya da yakılıyor.
Cenaze töreni başlı başına yas sürecinin önemli bir unsuru olduğu için aileler, başlarda nispeten daha gelişkin törenleri bile yetersiz bulup isyan ederken, salgın kente iyice çöreklendiğinde artık cesetlerin “tıbbi atık” muamelesi görerek kaşla göz arasında yok edilmesini dahi olağan karşılar hale geliyorlar.
O kadar ki, yazar bu süreci anlatırken kara mizaha bile başvurmaktan çekinmiyor: “(...) Çok iyi bir örgütlenmeydi bu ve vali memnun kaldı. Hatta Rieux’ye bunun eski vebaları anlatan tarih kitaplarında karşılaştığı Zencilerin ölüleri taşıdığı el arabalarından daha iyi bir şey olduğunu söyledi”. Hak veriyor Rieux: “Aynı türden gömme işlemi bu, ama biz fişler hazırlıyoruz. Tartışmasız bir ilerleme var.”
MÜCADELE FELSEFESİ
Toplu felaketin ve bunun insanlar üzerindeki etkilerinin betimlenmesi hem birçok başka yazarın benzer içerikli kitaplarda anlattıklarıyla hem de mevcut pandemi sırasında dünyanın dört bir köşesinde yaşananlarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Camus’nün asıl özgün katkısını, hastalıkla mücadele sürecinde roman kişileri (özellikle Dr Rieux, yer yer Tarrou) aracılığıyla ortaya koyduğu genel felsefi yaklaşımda aramak gerek.
Hastalık toplumda zaten var olan sorunları, dengesizlikleri, hastalıklı yapıyı ortaya çıkarıyor; eşitsizlikleri körüklüyor.
Bunu romanın başlarındaki anlatımda, varlıklarından haberdar dahi olunmayan binlerce lağım faresinin birden ve topluca yüzeye çıkmaları alegorisinde ya da romanın değişik bölümlerinde betimlenen toplumsal eşitsizliklerde, karantina döneminde bunların yol açtığı sorunlarda, çatışmalarda görmek mümkün.
“Veba işini görürken çok etkili bir tarafsızlık sergilediği için bir eşitlik duygusuna yol açmalıydı, oysa bencilliklerin doğal işleyişi nedeniyle tam tersine, insanlar adaletsizliği yüreklerinde çok daha keskin biçimde hissediyorlardı.”
İnsanlıktan çıkma riskine karşı uyarı
Yazar, ölümlere ve hastalığa salt istatistiki bir bakışla yaklaşılmasına isyan ediyor ve insanlığından arındırılmış bir ölünün basit bir rakama dönüştüğünü vurguluyor. (“üç, beş, on, yüz terörist etkisiz hale getirildi” ya da “üç, beş, on, yüz şehit verildi” söyleminde olduğu gibi)
Hatta roman kahramanının zihninde, insanları ölüm gerçekliği ile yüzleştirmek için şaşırtıcı bir yöntem bile düşlüyor: “Madem insanlar ölümün gerçek anlamını ancak birinin cesedini gözle görünce anlıyorlar, o zaman bunu gözlerine sokmalı. Beş büyük sinemadan aynı anda çıkacak on bin kişiyi kent meydanında öldürmeli ki toplu cesetleri görünce herkesin kafasına dank etsin! Öyle olunca bu isimsiz yığının gerçek insanlardan oluştuğu, bir yüzleri olduğu anlaşılır…”
Başka bir deyişle, insanların sinek gibi ölmelerine asla alışmamak gerek! Dr. Rieux bu düşünceyi şöyle vurguluyor: “Felakete alışmak, felaketin kendisinden bile beterdir.”
Boyun eğmemek ve dine başkaldırı
Romanın kilit öneme sahip kişilerinden biri de “herkesin saygı duyduğu” papaz Panneloux.
“Becerikli bir hatip” olarak sunulan Panneloux’nun vaazı, yazara dinle hesaplaşma fırsatı veriyor. O andan itibaren salgının ortasında sivrilen iki temel ama zıt karakter olarak ortaya çıkan hekim Rieux ve rahip Panneloux’nun farklı bölümlere dağılan felsefi tartışmaları, bir yönüyle klasik din/ateizm/laiklik sorunsalının iki ayrı düzlemine denk düşüyor.
Daha soyut düzlemdeki tartışmada roman karakteri Rieux’yü (ve aslında belli ki yazar Camus’yü) isyan ettiren en önemli ahlaki mesele, dinin “tanrının yolundan uzaklaşmak” ve “günahkâr” olmakla suçladığı felaketzedeleri başlarına gelenden sorumlu tutuyor olması.
Panneloux’nun romanda tüm bir bölüme yayılan ve kutsal kitaptan, dini efsanelerden referanslarla süslü vaazı, dinci zihin dünyasını neredeyse karikatür düzeyinde ayrıntılarla betimliyor ve bu zihniyeti “Kardeşlerim, felaketin içindesiniz, kardeşlerim bunu hak ettiniz” sözleriyle billurlaştırıyor.
Vaazın içeriği okura zaman zaman “bu kadarı da olmaz” dedirttiği için bu bölümde bir Fransız aydını olan yazarın “laikçi/aydınlanmacı” hezeyanlara kapıldığını düşünmek mümkün. Gel gör ki Covid salgınında medyada rastladığımız benzer içerikleri suçlamalar, örneğin en yetkili dini otoritenin eşcinselleri hastalıkların yayılmasından sorumlu tutması yazarın pek de abartmadığını göstermiyor mu? Herkesi etkileyen toplumsal felâketler karşısında çaresiz kalan insanlarda ilahi adaleti bile sorgulama, hatta kendilerini korumayan Tanrılarına isyan etme eğilimleri belirlediği için, dini otoriteler söylemi sertleştirme ve Tanrının gazabı tehdidiyle korku salarak cemaati yeniden hizaya sokma ihtiyaç duyuyor belli ki.
İşler kötüleştikçe sertleşen bu dini söyleme kendi coğrafyamızda yıllardır maruz kalmıyor muyuz? (1999 Körfez depremi sonrasında sallanan “7.4 yetmedi mi?” pankartını unutmak ne mümkün!) Panneloux’nun sert sözleriyle bizim yöredeki dinci söylemin arasındaki temel fark, bizdeki suçlayıcı cümlenin romandaki kadar kapsayıcı olmayışıdır, yani “kardeşlerim” hitabından yoksun oluşudur. Bizde bu tarz bir dinciliğin sözcüleri aynı içeriği daima ötekileştirerek dile getirmeyi, doğrudan hedef gösteren bir nefret söylemine çevirmeyi tercih ediyorlar. (günahkâr olan daima “öteki”, cemaat dışı)
Bu zihniyet farkının bir başka örneği, romanda masum olduğu varsayılan bir çocuğun ayrıntılı ve sarsıcı bir biçimde betimlenen ölümünün rahip Panneloux’nun bile ilahi adalete inancını derinden sarsmasıdır. Bu anlamda Panneloux karakteri, örneğin Umberto Eco’nun Gül’ün Adı romanında betimlediği engizisyon sözcüsünden oldukça farklı, vicdan sahibi bir din adamı. Bizim coğrafyamızın dinci söylemi engizisyon dönemi söyleminin şiddetine daha yakın duruyor: Bu akımların sözcüleri benzer vakalarda “masum çocukların” ölümünün bile aslında “ebeveynlerinin günahının kefareti” olduğunu savunarak “günahkârları” toptan, aile boyu “cezalandırmaktan” yana tavır almıyorlar mı? Ne de olsa bizim yörelerde kan davaları bireyselden çok kavim ya da aile boyu hesaplaşmalarla yürütülüyor, cadılar teker teker değil topluca yakılıyor, günahkâr semtler, hatta koca kentler toptan yıkılıyor…
Panneloux ise, sonunda kendi de hastalandığında, tutarlı olmak adına hekimden yardım istemeyerek kendini Tanrının merhametine terk etmeyi yeğler… ve ölür.
Tanrıya karşı işlendiği varsayılan suçların faturasının bu kadar gaddarca kesilmesi Dr Rieux’yü “ilahi adalete” ve böylesi bir dini inanca karşı isyan ettirse bile, aslında yazar da insanları başlarına gelenden kısmen sorumlu tutmaktadır: Onun gözünde de adaletten ve akılcılıktan yoksun toplumsal düzen ve onun çıkarcı yönetim biçimi salgının etkilerinin bu derece yıkıcı olmasından doğrudan sorumludur.
Hatta bunun da ötesinde, insanlar kişisel yaşamlarında yaptıkları hatalardan ve birbirlerine karşı işledikleri bireysel suçlardan ötürü de suçlu ve sorumludur. Bunu en net biçimde romanın sonlarına doğru geçmişte kalan militan yaşamındaki hatalarını Dr Rieux’ye itiraf ederek adeta “günah çıkaran” Tarrou karakteri ifade eder: “Ben zaten buraya gelmeden de vebalıydım, insanlara veba bulaştırmamak için onlardan uzak durmaya karar vermiştim”.
Günümüzde de benzer şekilde, bu akıl dışı düzeni yarattığımız (ya da yeterince itiraz etmediğimiz) için hastalığı manevi olarak hak ettiğimize dair suçlayıcı bir söyleme rastlıyoruz. Ayrıca, doğayı tahrip ederek salgından bizzat sorumlu olduğumuzu vurgulayan bir söylem de sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Öte yandan, kapitalist düzenin yarattığı çevre felaketleri ve bunların doğa üzerindeki yıkıcı etkileri, bunların da sonunda dönüp insanlara da büyük zararlar verdiği malum. Covid salgınında da bu süreci izlemek mümkün. Öte yandan, insanlar doğaya bu kapsamda zarar vermeden binlerce yıl önce de canlıları etkileyen ölümcül salgınlar yok muydu?
Doğanın düzeni bozulduğunda bunun dar anlamda biyolojik ve maddi açıdan fiili sonuçlarının olacağını belirtmek gerek elbette. Ancak bunun bir adım ötesinde geçerek doğanın bizleri “cezalandırdığını” iddia etmek ne derece mümkün? Doğa manevi bir düşünce yapısına, vicdani bir güdüye, yani “insanları yanlış davranışlarından ötürü cezalandırma” amacına sahip olabilir mi gerçekten? Böyle düşünürsek, Doğayı Tanrı düşüncesine ikame etmiş, yani bu sefer de “doğa temelli” yeni bir mistisizm üretmiş olmaz mıyız?
Romandaki dinle hesaplaşmanın daha ikna edici boyutu, soyut tartışmalardan çok, işin asıl pratik/pragmatik düzleminde ortaya çıkıyor. Camus’nün her şeyin Tanrı’nın iradesi olduğunu ve buna karşı çıkılamayacağını kabullenmeyi reddetmesinin daha temel ve pragmatik nedeni, böyle bir ön-kabulün salgınla mücadeleyi imkânsız hale getirmesi endişesidir.
Bu yaklaşımın şu cümlede billurlaştığını söyleyebiliriz: “Dr Rieux eğer mutlak güçte bir Tanrı’ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı”.
Oysa Rieux bir hekimdir ve onun işi, görevi, her koşulda mesleğini yapmaktır. Onun, “mücadele etmekten başka seçeneği” yoktur. Camus için bu hem bireysel, varoluşsal bir tercihtir hem de ölüme teslim olmak dışındaki tek seçenektir.
Başka bir deyişle, “Tanrının var olup olmamasının” ve bu ilahi düzenin gerçekten “adaletli olup olmamasının” ya da “insanların başlarına gelen felaketi hak edip etmemelerinin” çok ötesinde, asıl mesele şudur: Salgınla, toplumsal felaketlerle, savaşla karşılaştığınızda, işi Tanrı’ya havale ederek duayla yetinmek, insanları yok edecek olan bu afete teslim olmakla eşdeğerdir.
Mücadeleden başka çare yok!
Dolayısıyla Camus’nün mücadele felsefesi bir yönüyle çok sadedir: “O sıralar kentimizde türeyen birçok yeni ahlakçı hiçbir şeyin işe yaramayacağını ve diz çökmek gerektiğini söylüyorlardı. Oysa şu ya da bu biçimde savaşmak ve diz çökmemek gerekiyordu. Tüm sorun ölü sayısını olabildiğince aza indirmek ve ayrılıkların sonsuza dek sürmesini engellemekti. Bunun için de tek bir yol vardı, vebayla savaşmak. Bu gerçek hoşa giden bir şey değildi, yalnızca tutarlıydı. Bununla birlikte getirdiği sefalet ve acıyı düşünürsek, vebaya boyun eğmek için deli, kör ya da korkak olmak gerekir”.
Sıradan insanların mücadelesi / işini yapmak / kahramana gerek yok
Camus’ye göre bu mücadele süper kahramanların, büyük şeflerin, dahi önderlerin, ulu kurtarıcıların değil, sıradan insanların işidir: “Anlatıcı yalnızca mantık çerçevesinde önemli gördüğü bir kahramanlığı ve iyi niyeti güzel sözlerle yüceltmeyecek”.
Nitekim Dr Rieux: “Tüm bunlarda kahramanlık diye bir şey söz konusu değil. Dürüstlük söz konusu. Bu gülünç gelebilecek bir düşünce, ama vebayla savaşmanın tek yolu dürüstlük” dediğinde, gazeteci Rambert ona “dürüstlük nedir?” diye sorar. Rieux’nün yanıtı da çok sadedir: “Bunun genelde ne olduğunu bilmiyorum. Ama benim durumumda mesleğimi yapmaktır”.
Zaten salgın tepe noktasına çıktığında sıradan insanlar gönüllü olarak mücadeleye katılırlar. Tarrou başı çeker, rahip Panneloux bile çabaya katkı verir. Başından beri hep kaçıp şehir dışına gitmeye çalışan gazeteci Rambert dahi “insan tek başına mutlu olmaktan da utanabilir” diyerek tam kaçabileceği gün kalmaya ve mücadeleye katılmaya karar verir.
Bunun iyi bir şey olduğunu kabul eden romanın anlatıcısı, “ama öğretmen iki kere ikinin dört ettiğini öğretiyor diye tebrik edilmez. Belki bu mesleği seçti diye tebrik edilir. Biz de Tarrou ve ötekilerinin, iki kere ikinin başka bir şey değil de dört ettiğini gösterdikleri için saygıya değer olduklarını belirtelim, ancak bu iyi niyetin öğretmenin iyi niyeti, öğretmenin yüreği gibi bir yürek taşıyan ve insanlık onuru uğruna sanılandan daha kalabalık gruplar halinde bir araya gelebilecek kişilerin iyi niyeti arasında ortak bir şey olduğunu da belirtelim; en azından anlatıcının inancı böyle”.
Anlatıcı zaten roman içinde aktardığı onca soruna, tanık olunan onca kötülüğe karşın, iyi insan sayısının kötülerden çok daha fazla olduğunu sürekli vurgular: “İnsanların çoğu kötü değil, iyiler daha çok…”
Anlatıcının -aslında yazarın- bu konudaki ısrarı çok temel bir ayrışmaya denk düşüyor aslında: Camus olağandışı meziyetlere sahip “ulu kurtarıcılara” tapınmaktan yana değildir; o nedenle sıradan insanların, milyonların mücadeleye verdikleri belirleyici ama “olağan” katkıların altını çizmeyi yeğler.
Oysa Nazilerin yenilgiye uğratılmasının ardından savaş sonrası yeni iktidarların belirleneceği bu geçiş dönemi, savaş galibi çeşitli siyasi güçler arasındaki güç paylaşımı ve iktidar savaşları dönemidir aynı zamanda. Güç devşirmenin bir yolu da savaş sırasındaki kahramanlık anlatılarının sunacağı meşruiyeti ve prestiji sömürmektir. Bir yandan De Gaulle mitleştirilirken, komünistler de “halkların babası” Stalin’i kahramanlaştırma çabasındadır.
Camus ise, örneğin ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarını mahkûm eden nadir Batılı aydınlardan biridir. O bu eylemde “savaşı resmen sona erdiren” bir zafer değil, yüz binlerce insanı katleden bir barbarlık ve “insanlığı intiharını” görür.
Aynı şekilde Camus, sadece Nazilerin toplama kamplarını değil, Sovyetler Birliğindeki toplama kamplarını ve totaliter uygulamaları da mahkûm etmekten yanadır. Buna karşılık örneğin Sartre’ın başını çektiği aydınlar ise, yüceltilen Stalin’in yönetime, onun güdümündeki komünist partilere eleştirellikten arınmış bir destek vermekten yanadır.
YAN UNSURLAR
Ölüm cezası
Romanın sonlarına doğru, romandaki kilit kişilerden biri olan Tarrou, geçmiş yaşamıyla ilgili ayrıntıları Dr Rieux’ye anlatırken babasının savcı olduğuna da değinerek ölüm cezası karşıtı ayrıntılı savlar öne sürer.
Sanki romanın genel akışından kopukmuş izlenimi verebilen bu uzun ölüm cezası tartışmasını, “felsefi düzeyde ölüm kavramıyla hesaplaşan” bir romanda yer almasını çok da yadırgamamak gerek aslında.
Öte yandan, eğer romanın aynı zamanda bir faşizme karşı direniş alegorisi olduğunu düşünürsek, ölüm cezası konusunda savaş sonrası Fransa’da antifaşistler arası yaşanan tartışmalarla bağlantı kurmak da mümkündür.
Aydınların önemli bir kısmı bu dönemde “intikamcı” bir yaklaşım sergilemeyi yeğlemiştir. Bunun doğal bir uzantısı da “işbirlikçilerin” ve “hainlerin” kurşuna dizilmesidir.
Örneğin Sartre, hem savaş öncesinde hem de hatta savaş yılları sırasında bile saygısını ve hayranlığını eksik etmediği Céline’in “Almanlardan para aldığı için ırkçı görüşler savunduğunu” ileri süren bir makale yazar. Eğer o sıralar sürgünde olmasaydı, tek başına bu bile Céline’in de kuruşuna dizilmesi sonucunu doğurabilirdi.
Camus ise, ölüm cezasına çarptırılan ve Céline gibi ırkçı görüşlere sahip bir edebiyatçı olan Brasilliach’ın cezasının infaz edilmesini önlemeye çalışır, De Gaulle’e bu yönde bir mektup da yazar, ama başarısız olur.
Sürgün/Hapis
Yazar, karantina döneminde yaşananlarla sürgün ve hapiste yaşananlar arasında koşutluklar kurar: “Vebanın yurttaşlarımıza getirdiği ilk şey, sürgün oldu. O andan itibaren mahpus konuma geçmiştik bir bakıma ve geçmişimize indirgenmiştik. Bazılarımız her ne kadar gelecekte yaşama eğilimine sahip olsalar da bundan hızlıca vazgeçiyorlardı…” (…) “Böylece, tüm tutsakların ve sürgünlerin hiçbir işine yaramayacak bir bellekle yaşaması demek olan o derin acıyı duyuyorlardı. Durmadan düşündükleri o geçmişin de üzüntülü bir özlemden başka tadı yoktu.”
Zamanın akışı
Özellikle de zaman kavramının ele alınışında Veba’yla sürgünü ya da hapsi ele alan başka eserlerin anlatıları arasında bir dizi benzerlik, yakınlık bulmak mümkündür.
Örneğin romanın başlarında hastalığın ortaya çıkış süreci günlük temelde ele alınırken (”ilk fare”, “ilk hasta”, “ilk ölüm”, “karantinada ilk gün”, vb.) bir süre sonra zamanın akışı tamamen bulanıklaşır, hatta zamanın akışını bile hastalığın seyri belirlemeye başlar. Hastalık öncesi dönemi andıran bir zamansal devinim ancak mevsim dönüşlerinde gözlemlenebilir hale gelir.
Bellek
Salgın nedeniyle karantinaya alınmanın doğurduğu en önemli sonuçlarından biri, belleğin giderek bulanıklaşmasıdır. Romanda bu süreçler ayrıntılı olarak ele alınır: “Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden alınmış olarak insan kaynaklı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de.”
Bu bulanıklaşma sonucu hem kapanma öncesi “normal” hayatın ve o andan beri görülemeyen yakınların yüzleri giderek bellekten silinmeye başlar hem de şimdiki zaman anlamını yitirir ve gelecek tasarımının ortadan kalkmasıyla tüm bir yaşam tarzı uçup gider.
Tanıklık
Yazar işte bu nedenle kendi işlevini de yaşananlara tanıklık etmek olarak belirler: “[Anlatıcı] niçin araya girdiğini açıklamak ve tarafsız tanık üslubunu seçmeye özen göstermesinin anlaşılması istiyor. Ama bunu uygun, ölçülü bir tutumla yapmak istemiştir. Genel olarak gördüklerinden fazlasını anlatmamaya, veba dostlarına, gerçekte sahip olmayacakları düşünceleri yakıştırmamaya ve yalnızca rastlantı ya da kötü talihin kendisine sunduğu metinleri kullanmaya özen göstermiştir”.
Hatta anlatıcı bir aşamada “sanatın sağladığı imkanları da kullanmadığını” belirterek, romanın dilinin ve anlatımının fazla “düz” olduğunu yönünde sonradan yöneltilecek kimi eleştirileri peşinen boşa çıkartmıştır: Yazar Camus’nün bu roman için seçtiği anlatım tarzı ve seçilen dilin sadeliği kasıtlıdır: Anlatıcının [yazarın] derdi kendini öne çıkarmak, kahramanlaştırmak değil, “herkes adına konuşmaktı”.
“Dürüst bir yüreğin kurallarına uygun olarak, isteyerek kurbanın tarafını tutmuş ve insanları, aynı kenti paylaştığı insanları, yalnızca aşk, acı, sürgün gibi ortak inançları çevresinde birleştirmek istemiştir. İşte böylece, tek bir acı yoktur kentlilerce paylaşmasın, ya da tek bir durum yoktur kendisi de sahiplenmesin. (…) Sadık bir tanık olmak için özellikle olayları, belgeleri ve söylentileri aktarmalıydı. Ama kişisel olarak kendi söyleyeceği, kendi bekleyişini, kendi geçirdiği sınavları dile getirmemeliydi”.
Kadınlar
Romana yöneltilebilecek önemli eleştirilerden biri, kadın karakterlerin silikliğidir: Romanda nice kadın vardır ama aslında yoktular… Kadın ya uzaklara gitmiş eştir ya uzaklarda kalmış sevgilidir ya da yanı baştaki sessiz, şefkatli, varlığını pek hissettirmeden hizmet eden annedir, başka bir değişle hiçbiri özne değildir.
Gerçi bu durum hem Camus’nün başka kitaplarında hem de dönemim birçok başka eserinde karşımıza çıktığı için ayrıca ele alınmayı hak etmektedir.
Araplar
Bir diğer önemli eksik özne de Araplardır. Hikâye Cezayir’in Oran kentinde yaşandığı halde romanda tek bir Arap karakter yoktur. Başka bir deyişle Araplar kendi ülkelerinde yan karakter dahi olamayacak kadar siliktir, ki bu da hele bugünden geriye dönüp bakıldığında sömürge gerçeğinin çarpıcı bir dışavurumudur.
Bunu vurgulayan ilginç bir cümle, hastalığa veba tanısı konma aşamasında iki hekim arasındaki bir sohbete yansıyan şu cümledir: “Hem sonra, bir meslektaşın dediği gibi: Olamaz bu, herkes Batı’da bunun ortadan yok olduğunu biliyor”.
Demek ki o dönemde Cezayir birçok Batılı aydın tarafından “Batı”nın bir parçası olarak algılanıyor. Belli ki “Batı” bir coğrafya değil, aslında bir “habitat”: Batılıların yaşadığı her yer “Batı”dır!
Romandaki bu çarpıcı eksiklik, Camus’nün Cezayir doğumlu olması, bir dönem Cezayir Komünist Partisinde militanlık yapması, sömürge sistemine açıkça karşı çıkmış bir aydın olması nedeniyle daha da tuhaftır.
Gerçi Camus birçok çevre tarafından Cezayir’in bağımsızlığını desteklemediği ve Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi FLN’in sivilleri de hedef alan eylemlerine karşı çıktığı için çok eleştirilmiştir.
Öte yandan, Camus bağımsızlığı desteklememekle birlikte, sömürge sistemine son verilmesinden yana olduğunu her zaman açıkça belirtmiştir. Onun hayalini kurduğu sistem, bağımsızlığa gerek bırakmayacak şekilde eşitlik temelinde federal ya da özerklik türü yeni bir ortaklığa geçilmesiydi.
Camus’nün FLN’in sivilleri de hedef alınmasına karşı çıkması aslında Cezayir’e özgü değildi, daha genel anlamda “hedefe varmak için her yol mubah” anlayışına karşı çıkmasıyla alakalıydı.
Dolayısıyla, yazarın bu siyasi yaklaşımlarının doğruluğu yanlışlığı ayrı mesele, ama Veba’da bir Arap öznenin yer almayışını bu siyasi tartışmalara bağlamak pek doğru olmaz.
SONUÇ
Camus’nün Veba’yı yazarken bir yandan da bugün pandemi sırasında yaşayacaklarımızın bir kısmını neredeyse 80 yıl öncesinden görüp betimlemesi elbette hem onun dehasının hem de edebiyatın gücünün kanıtıdır.
Ancak Camus’nün asıl katkısı, toplumsal felaketlerle mücadele için bu romanda ortaya koyduğu felsefi yaklaşımdır.
Özetleyecek olursak: “İstesen de ‘bana ne’ diyemezsin/isyan edeceksin/ korkmayacaksın/insanların ölmesine razı olmayacaksın/gerekirse tanrıya bile karşı geleceksin/insanlık onuruna sahip çıkarak yılmadan mücadele edeceksin çünkü başka çaren yok/ama kendini de kahraman sanmayacaksın…”
Camus’ye göre edebiyatçıya düşen ise, bunu bir kahramanlık destanına dönüştürmeden mücadeleye tanıklık etmek, onu sonraki kuşaklara aktarmaktır.
Camus’nün bu romanda yaptığı tam da budur, anlatıcısı gibi o da: “Susanların arasında yer almamak, o vebalılardan yana tanıklık etmek, onlara yönelik adaletsizliği ve şiddete ilişkin en azından bir anı bırakmak ve felaketlerin ortasında neler öğrenildiğini, insanların içinde hor görülecek şeylerden çok, hayranlık duyulacak şeylerin bulunduğunu söylemek için burada son bulan anlatıyı kaleme almaya karar verdi.
Çünkü biliyordu ki insanlar kendilerini özgür sansalar da “felaketler oldukça kimse asla özgür olamayacak”; dolayısıyla tıpkı roman karakteri Rieux gibi o da “belki bir gün insanların bir mutsuzluk yaşaması ya da bir şeyler öğrenmesi için vebanın kendi farelerini uyandırıp mutlu bir kente ölmeye yollayabileceğinden haberi olmadığını biliyordu”.
İşte bunun için yazılışından onlarca yıl sonra yine ve yeniden okumak gerek Camus’nün romanını. Veba ya da Corona ya da başka kara vebalar, kılık değiştirmiş faşizmler geri gelecek: Hazırlıklı olmak gerek…
https://www.artigercek.com/yazarlayigit-benevebayi-camus-nun-felsefesiyle-alt-etmek
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]

Yüksektek Uçan 26 Animasyon Programı

Programların resimlerini görmek için ziyaret edin: https://tanitimvideosu.com/kendini-kanitlamis-26-animasyon-programi/

Tasarımcıların kullandığı ve piyasada kendini ispatlamış 26 animasyon programı derledik. Derlemede belirtilen programların artı ve eksi yanlarını belirttik. İlk olarak 9 adet 2D animasyon programı, ikinci olarak 9 adet 3D animasyon programı ve son olarak 8 adet joker animasyon programı tavsiyelerinde bulunduk. Konunun en sonunda ise derlemiş olduğumuz 26 adet animasyon hazırlama programının toplu listesini verdik. Sadece whiteboard animasyon programı arayan tasarımcılar En Başarılı 10 Whiteboard Animasyon Programı konumuza göz atabilirler.

2D Animasyon Programları

Video tasarımcıları ve düzenleyicileri en çok 2d animasyon programları arayışına girmektedir. Çok sayıda ücretsiz 2d animasyon programları olmakla birlikte azımsanmayacak derecede ücretli 2d animasyon programları da bulunmaktadır. Profesyonel kişiler ilk sıralarda bulunan programları kullanabilir. Yeni başlayanlar için animasyon programları ise son sıralarda yerini almıştır.

Cartoon Animator 4

Sistem: Windows ve macOS
En etkileyici ve kullanımı en kolay 2d animasyon programı listesinin ilk sırasına cartoon animator 4'ü koyuyoruz. Sıfırdan bir çizgi film yapmayı düşünmüyorsanız, temel özellikleri kullanıp aklınızdaki düşünceyi animasyona çevirmek istiyorsanız CA4 ihtiyaçlarınızı karşılayabilir. Program içerisinde 50 farklı karakter bulunuyor ve karakterleri rahatlıkla kontrol edebiliyorsunuz. Yürütebiliyor, dans ettirebiliyor, koşturabiliyor, konuşturabiliyorsunuz. Ayrıca karakterlere 435 farklı efekti bir tıkla verebiliyorsunuz. Örneği uyuma efekti verildiğinde karakter uyku pozisyonuna geçiyor. Yine program içerisinde kullanabileceğiniz ve zaten kurgusu yapılmış 24 ayrı proje bulunuyor. Projelerden bazı ögeleri çıkartabiliyor ve eklemeler yapabiliyorsunuz. Karakterler üzerinde kullanılabilecek 222 aksesuar programda mevcut (gözlük, şapka, ayakkabı, kıyafet vb.). Üstelik bilgisayarınızı da hiç zorlamaz. Program boyutu da oldukça küçük. Hem windows hem macOS işletim sisteminde kullanılabilen bu animasyon programı yaklaşık 50MB büyüklüğünde yer kaplıyor. Programın en can alıcı özelliği ise Layer odaklı olması. Yazılımcılar tamamen layer işlerine yoğunlaşmış. Örneğin adobe photoshop'da katman katman çalışarak görsel oluşturdunuz. Görseli .psd formatında kaydettikten sonra cartoon animator 4'e import ediyoruz (içe aktarıyoruz). Her katmana ayrı hareketler verebiliyoruz. Bunu bir çok animasyon programı yapamaz. Hele ki 50 megabyte gibi küçücük boyuta sahip 2d animasyon programı söz konusu ise.. Cartoon animator boyut/fiyat/performans üçlüsü göz önüne alınırsa ilk sırada yerini almalıdır.

Toon Boom Harmony & Storyboard 7

Sistem: Windows, Linux ve macOS
Toon boom firması tarafından piyasaya ayrı ayrı sürülen Harmony ve Storyboard 7 pro programları entegreli çalışabilmektedir. Bazı animasyon stüdyoları tarafından kullanılan TB Harmony programı 2d animasyon programı kategorisinde yer almaktadır. Palet ve boyama araçlarının başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Harmony'nin bir diğer güzel özelliği ise kullanmak istediğiniz 3d görselli import ettiğinizde iki boyuta düşürüyor. Sanal gerçeklik veya oyun ortamlarıyla ilgili başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. Storyboard 7 pro ise aslında Toon Boom'un kanayan yarasıdır. Harmony'i bilenler "storyboarda ayrıca gerek yok" diyerek yüzüne bile bakmıyor. Biz hiç öyle düşünmüyoruz. Esasen SB7 3d animasyon programı kategorisine girebilir. Çünkü içerisine 3D ögeler import edilebiliyor ve üç boyutlu sahneler oluşturularak import edilen üç boyutlu nesneler kullanılabiliyor. Ayrıca muhteşem ikili olarak nitelendirdiğimiz TBH & SB7 entegreli çalışabiliyor. Harmony ile 2 boyutlu tasarımlar yaptıktan sonra SB7'ye aktararak tek dosya üzerinde çalışmalarınıza devam edebiliyorsunuz. Birden fazla hazır efektleri bulunuyor. Üç boyutlu dahili kamera özelliği gayet başarılı. Denemenizi tavsiye ederiz. Storyboard 7 pro 3d animasyon programları kategorisinde yerini alabilirdi Harmony ile entegre çalışabildiği için 2d animasyon programları kategorisinde listelenmesini uygun gördük.

Moho Debut ve Moho Debut Pro

Sistemler: Windows ve macOS
Önceki adı Anime Studio olan Moho Debut son güncellemesi ile oldukça tasarımcının gönlünü kazandı. Moho güncellemesiyle 2d animasyon karakterleri kendisine temel almış. Maskot ve karakterleri kolaylıkla hareket ettirebiliyor ve senaryolara uygun animasyonlar oluşturabiliyorsunuz. Programın asıl dayanağı ise kare kare fotoğrafların uç uca eklenerek animasyona dönüşmesi. Bitmap dolgu aracı ise gerçekten çok başarılı oluşturulmuş. Kullanacağınız efektlerin ses efektleri de bulunuyor. Belki de moho'nun en güzel özelliği budur. Diğer animasyon programlarında efekt kullandıktan sonra ses efekti arar arar dururuz. Moho'nun harika bir özelliği daha bulunuyor. Karaktere seslendirme dosyası yüklendiği zaman, dudak hareketleri otomatik olarak oluşturuluyor. Debut ve debut pro arasında 8 kat fiyat farkı bulunuyor. Debut 50$, debut pro ise 400$ civarında. Moho debut pro versiyonu ise 3d animasyon programı listesine girebilir düzeydedir. Üç boyutlu çalışmalar yapılabiliyor.

Stop Motion Studio

Sistemler: Windows, macOS, Android ve iOS
Hemen hemen tüm cihazlarda kullanılabilmesi tercih sebebi olabilir. macOS'da çalıştığınız bir projeyi eşzamanlı olarak windows cihazda düzenleyebilirsiniz. Türkiye'de stop motion animasyon videolar çok ilgi görmektedir. Her yaşa hitap etmesi ve 3d animasyonlara oranla daha kolay hazırlanması artı özellikleridir. Program içerisinde yüzlerce ses efektleri bulunuyor. Kamera ile çekim yapabiliyorsunuz fakat sadece kamera ile çekim yapacaksanız çok verim alamayabilirsiniz. Çekimden sonra rötuşlar yapmanız gerekecektir. Tuval boyutu değiştirilebilir, İnstagram gibi hazır video renk efektleri de bulunuyor. Aynı videonun üstüne 2 farklı renk efekti attığınız zaman ayrı ayrı 2 video gibi algılayabilirsiniz. Video görüntüsünü tamamen değiştiriyor! Yazılım içerisinde lego suratlar yer alıyor. İstediğiniz legoları kullanabiliyor ve düzenleyebiliyorsunuz. 2d animasyon programı kategorisinin vazgeçilmezlerindendir. SMS'da dışa aktarma render alınırken doğrudan youtube.com adresine yükleyebiliyorsunuz. 4K ultra hd çözünürlük kalitelerini destekliyor. Yeni nesil macbooklarda touchbar özelliği gelmişti. Program touch bar'ın kişiselleştirilmesine de olanak tanıyor.

Moovly

Sistemler: Windows, macOS, Android ve iOS
Moovly işleri biraz daha basitleştirmiş ve program içerisine kategori kategori yerler eklemiş. Örneğin tanıtım videosu yapacaksanız promo kategorisine girmelisiniz. Sadece animasyon değil aynı zamanda video düzenleyici olarak kullanılabilir. Gerçek videolar üzerine titles veya third KJ'ler ekleyebilirsiniz. Ücretsiz animasyon programları kategorisinde yerini alabilir. Ücretli animasyon programı olarak da kullanılabilir. İki sürümü de bulunuyor. Programın şablonlar templates bölümü bulunuyor. Beğendiğiniz template varsa düzenleyebiliyor ve render alabiliyorsunuz. Babalar günü, anneler günü, twitter, facebook, instagram, kartvizit, yeni bebek, cv, emlak, gayrimenkul, inşaat, onboarding, infographic, broadcast, logo stings, product promo gibi daha bir çok kategori bulunuyor. İşlerinizi hızlı bitirmek isterseniz, kalite ikinci planda diye düşünürseniz moovly ihtiyaçlarınızı tam anlamıyla karşılar.

Stykz

Sistemler: Windows ve macOS
Ücretsiz 2d animasyon programı stykz ile her şeyi yapamayacağınızı bilmeniz lazım. Çöp adam dediğimiz basit animasyonlar oluşturabilirsiniz. Çubuk figürler oluşturabilir ve bunlara hareket verebilirsiniz. Önceden Pivot StickFigure Animator kullananlar stykz kullanırken hiç yabancılık çekmeyecekler. Yeni başlayanlar için güzel kullanım olabilir. Stykz üzerinde tecrübe kazanmak ileriki dönemlerde büyük kolaylık sağlayacaktır. Bazı animasyon programları profesyonellikten daha çok klasik özelliklere önem verirler. Stykz'da bunlardan biridir.

Pencil 2D

Sistemler: Windows, Linux ve macOS
Ücretsiz 2d animasyon programı olarak bilinen Pencil 2D oldukça basit, hafif ve küçük tasarımlar ile donatılmış. Çizgi film yapmak için yeterli bir animasyon programı olmayabilir ancak basit videolar yapmak için ilaç olabilir. Bazen ihtiyacınız olan video çok basit olabilir. Böyle basit animasyon video ihtiyaçları için 5GB büyüklüğünde 3d animasyon programı kurmanız mantıksız olacaktır. Örneğin arkadaşlar arasında şaka videosu yapacaksanız, ödeviniz varsa, sosyal medyada bir şey duyurmak istiyorsanız ve profesyonel şekilde duyurmadığınızda zarar görmeyecekseniz basit animasyon programları kullanmanız faydalı olacaktır. Bu tür senaryolar için pencil 2d imdadınıza yetişir. Pencil grafik programı açık kaynak kodlu animasyon programıdır.

Digicel FlipBook Animation

Sistemler: Windows ve macOS
Digicel'in 2d animasyon programı flipbook animation stykz programının bir tık üst versiyonu diyebiliriz. Çöp adamlar yerine karikatürler kullanabiliyorsunuz. Ücretsiz olması ve kullanım kolaylığı sayesinde bir çok tasarımcı tarafından tercih edilmesine sebep oluyor. Watermark özelliği ile adından sıkça söz ettiren flipbook orta düzey video tasarımcılarına hitap etmektedir. Kullanımının çok basit olması dolayısıyla kontrolü tamamen size bırakmıyor. Yapılabilecek videolar oldukça kısıtlı hale geliyor. Websitelerinde 3d animasyon programı olarak kendilerine slogan biçmiş olsalar da bahsettikleri 3d, üç boyut anlamına gelmiyor. Çünkü program tamamen iki boyutlu animasyon programıdır. 3d hiç bir nesne import edilemiyor veya outpot yapılamıyor. FlipPad ile çalışılması durumunda ortaya güzel görüntüler çıkartılabilir. FlipPad ise digicel'in karakalem çalışması için oluşturduğu program denilebilir. FlipPad ile karakter çalışması yapıp, FlipBook'a atıp renklendirilebilir.

Synfig Studio

Sistemler: Windows, Linux ve macOS
Synfig 2d animasyon programı belki de boyutuna göre en detaylı program diyebiliriz. Sadece iki boyutlu işlemlerin yapılabildiği animation program, vektör bazlı çalışmaları desteklemektedir. Vektör bazlı nesneleri import edebilen synfig, katmanlar ve filtre özellikleri içermektedir. Bitmap görüntüler ile karakter kemiklerini birbirine eklem şeklinde bağlama özelliği oldukça başarılı. Birçok gelişmiş kontroller, opaklık ayarlama gibi transform ayarlamaları yapabiliyorsunuz. Programın kullanılabilmesi için en az 2GB RAM'e sahip olmanız gerekiyor. Hem ücretsiz oluşu hem açık kaynak kodlu oluşu sebebiyle orta seviye tasarımcıların yüksek lisans programı şeklinde düşünebiliriz. Synfig'den sonra Joker Animasyon Programları listesine veya 3D Animasyon Programları listesine geçebilirler.

3D Animasyon Programları

Ücretsiz 3d animasyon programları piyasada pek bulunmuyor. Üç boyutlu animasyon programları genellikle ücretlidir ve lisans gerektirir. Tasarım işlerini profesyonel anlamda gerçekleştirenler aşağıda bulunan listeyi inceleyerek kendilerine en uygun olanı seçip kullanabilirler. Listeyi yaparken en iyiden en kötüye doğru yapmaya çalıştık. Tabiki her 3d animasyon programı iyidir fakat en kullanışlılarını üst sıralaya eklemeye gayret gösterdik.

Adobe Premiere Pro

Sistemler: Windows, Linux, macOS, Android ve iOS
Dijital dünyanın devlerinden birisi olan Adobe firması Premiere Pro en iyi video animasyon programlarından biridir. Oldukça kapsamlı ve istediğiniz tüm senaryoları ekrana dökebileceğiniz eşsiz özelliklere sahiptir. Animasyon firmalarının birçoğu premiere pro kullanmaktadır. İster animasyon yapma işlerinizde ister video düzenleme işlerinizde partner olarak kendinize bu programı seçebilirsiniz. Özelliklerinin bir hayli çok olması kullanım zorluğunu da beraberinde getirmektedir. Programı kullanabilmek için eğitim almanız şart. Diğer birçok adobe ürünü ile entegre edilebilen APP adından da anlaşılacağı gibi ücretlidir. Hem 3d hem 2d animasyon programı olarak pastada büyük dilim sahibidir. Kendisini rakip programlardan ayıran en büyük özellik 8K çözünürlük kalitesini desteklemesidir. Adobe'nin photoshop, audition, stock ve after effects gibi ürünleriyle entegreli çalışabilir olması tercih sebepleri arasındadır. Örneğin after effects ile hareketli bir animasyon oluşturup, audition ile ses montajı yapıp stock üzerinden özelleştirilebilir ve premiere pro'ya aktarılabilir. Bir taşla 4 kuş vurulmuş olur. Tasarım işinde her şeyi düşünmüş. Adobe Rush ile video düzenlemesi yaptığınız aygıtlar üzerinde eş zamanlı çalışma olanağı sunmaktadır. Aylık ortalama 20$ civarında bir fiyatı var.

Autodesk Maya

Sistemler: Windows, Linux ve macOS
Çizim programları ile tanınan Autodesk firması tarafından geliştirilen Maya programı tam bir video canavarı. Özellikle 3d animasyona odaklanmış ve sunduğu çözüm önerileri harika. Mimari modelleme dışında tam bir animasyon programı diyebiliriz. Autodesk bizlere bir program vermiş ve sınırlarını çizmemiş. Sınırlarınız hayal gücünüzdür demiş. Bize de kullanmak ve yapımcılarını tebrik etmek düşer. Ne yazık ki Maya ücretlidir. 30 gün deneme sürümünü kullanarak satın alıp almayacağına karar verebilirsiniz. Sistem gereksinimleri oldukça fazla. Ağır bir program olduğu için kurmadan önce gereksinimleri karşılayıp karşılayamadığınızı kontrol etmelisiniz. Maya'nın artı yanlarından birisi hazır efektlerin bolluğu olsa gerek. Örneğin animasyon yaparken bir gemiyi patlatmaya çalıştığınızı düşünelim. Bunun için hazır ateşli patlama efektleri bulunuyor. İşinizi hızlıca çözüyorsunuz. Ayrıca animasyon karakterleri üzerinde çok çalışmışlar. Animasyon programı karakterlere elbette duyarlı olmalı fakat Maya bunu biraz abartmış. Oluşturduğunuz maskot veya karakterin saç tellerini dahi gerçeğe yakın belirleyebiliyorsunuz. Voxel özelliği ile karakteri çok çabuk oluşturabiliyorsunuz. Yıllık ortalama 2.500$ civarında bir fiyatı var.

Adobe After Effects

Sistemler: Windows, Linux ve macOS
Hemen hemen her tasarımcının yolu bir şekilde adobe after effects ile kesişmiştir. Filmlerin, animasyonların, introların ve video dünyasının yaşlı kurtlarındandır. After effects ile neler yapabiliriz şeklinde bir soru sorarsanız cevabımız "her şey" olacaktır. Yine hayal gücünüzle sınırlı bir animasyon programı. Video kesme işlemi de efekt verme işlemi de oldukça basit. Bilgisayarınızda güç isteyen nadide bir üründür. Özellikle ciddi şekilde RAM takviyesi gerektirebilir. Sanal stüdyo özelliği (yeşil ekran/green screen) oldukça başarılı. Avatar filminin belirli sahneleri after effects ve maya ile yapıldı. Tabi programların dışında bir çok teknolojik sensörler kullanıldı. Video montajı sırasında ses montajı da yapabiliyorsunuz. Bu sektörün mercedes'i diyebiliriz. Her ne kadar range rover, rolls royce gibi daha güzel araçlar çıkmış olsa da mercedes her zaman mercedes'tir mantığı gibi. Her ne kadar adobe after effects'ten daha yüksek performanslı programlar çıksa da, adobe after effects başkadır. Özelliklerine hakim olduğunuzda başka hiç bir programa ihtiyaç duymazsınız. Ses montaj programına bile..

Autodesk 3ds Max

Sistemler: Windows, Linux ve macOS
Yine bir autodesk klasiği diyebiliriz. Yaptıkları her program ayrı gündemler oluşturuyor. 3d animasyon programı da denilebilir. Emektar programlar arasında yerini alır diye düşünüyoruz. Maya programından yaklaşık 8 yıl önce piyasaya sürülmüştü. Autodesk firmasının 8 yıllık animasyon ve modelleme deneyimin ardından 3ds max'i kaldırmadılar ama Maya'yı çıkartmışlardı. Hala kullanan tasarımcılar var. Ama bize sorarsanız, tasarımcılarımız Maya varken 3ds'yi tercih etmiyorlar. Kimisi önceden kullandığı için hala 3ds kullanmaya devam ediyor. 3ds ile neler mi yapılabilir? Neler yapılmaz ki..

NeoGeo Blender

Sistemler: Windows, Linux ve macOS
Blender 1998 yılında Hollanda'da Neogeo şirketi tarafından piyasaya sürüldü. Günümüze kadar kendini geliştirmeyi başardı ve şu anda oldukça popüler şekilde hayatına devam ediyor. Tercih edilmesinin ilk nedeni kullanımının diğer programlara göre daha kolay oluşudur. Bu kolaylıklarla beraber bazı işlemleri basitçe yapabilme olanağı da tanıyor. Örneğin after effects'te opaklık ayarı yapmak için Transform özelliklerini açıp Opacity değerini düşürmemiz gerekirken, Blender animasyon programı için direkt olarak sağ panelde Opacity ayarı bulunabiliyor. Tabi görünümü kişiselleştirebiliyorsunuz. En çok kullandığınız araçları ekrana sabitleyebiliyor ve işlemlerinizi hızlandırabiliyorsunuz. Tasarım anlamında yeni yeni profesyonelleşiyorsanız Blender önerebiliriz ama tasarımcılarımızın tercih ettiği programlar arasında yer almıyor.

Maxon Cinema 4D

Sistemler: Windows, Linux ve macOS
Adında 4D olmasına bakmayın, bildiğimiz üç boyutlu 3d animasyon programıdır. Ülkemizde yaygın olarak tercih edilen bir animasyon programı değildir. Daha çok Adobe ve Autodesk ürünleri tercih ediliyor fakat kullanıcısı yok değil. Tasarımcılar cinema 4d programlarının bazı özelliklerini kendilerine daha yakın buluyorsa kullanabilirler. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı olduğu gibi her tasarımcının da teknikleri farklıdır. Kendilerine has görünümler oluştururlar ve çizimler yaparlar. Tanitimvideosu.com olarak kullanmıyoruz fakat merakımızdan açıp kurcalamışlığımız çok olmuştur. Piyasada eğitim setlerini rahatlıkla bulabilirsiniz fakat çok kapsamlı eğitimleri Türkçe dilinde bulmanız bir hayli zor. İngilizce bilmeniz sizi bir adım öne çıkartacaktır. Çünkü İngilizce kaynaklar çok fazla sayıda var.

Vegas Pro

Sistemler: Windows ve macOS
Vegas pro'nun tarihi biraz sancılı. Önce sonic firması tarafından piyasaya sürüldü. Daha sonra sony bünyesine geçti. Aslında en çok sony firmasına geçtiğinde program meşhur oldu. Şimdi ise Magix firması tarafından yayınlanıyor. Sık sık güncellemeler de yapılıyor. 450 $ gibi bir fiyatı var. Vegas pro kullananların çoğu başka bir programa ihtiyaç duyarlar. Vegas pro kullanan bir çok tasarımcı arkadaşlarımızdan aldığımız bilgilere göre; borix fx yazılımını ayrıca alırsanız bir anlam kazanıyor. Tek başına diğer programlardan hiç bir farkı yok ve tercih edilmesi için bir neden bulunmuyor. Hazır 3d nesneler koyarak tasarımcıları kendilerine çekmeye çalışmışlar. Ülkemizde bunu başaramadılar fakat dünya genelinde ne kadar başarılı oldukları tartışma konusu olabilir. Sonuçta animasyon programı olarak her zaman listede yerini alacaktır. Yaklaşık 13 yıl sony firması tarafından yönetildiyse, mutlaka tercih edilesi bir yanı vardır da ülkemizde bilen yoktur.

Final Cut Pro X

Sistemler: macOS
Apple tarafından yapılan animasyon programı Final Cut Pro X 2.000₺ civarında fiyata satılıyor. Aslında üç boyutlu sahneler oluşturulamıyor, yani 3d animasyon programı denilemez fakat 3d titles özelliği bulunduğundan dolayı 3d Animasyon Programları kategorisinde yer verdik. Sadece macOS sisteminde çalışması dezavantajlarından birisi. Listedeki fiyat/performans açısından en yüksek orana sahip animasyon programı diyebiliriz. 3 boyutlu tasarımlar yapamıyorsunuz fakat bunun dışında yapmak istediğiniz tüm senaryoları ekrana dökebiliyorsunuz. Final cut pro x programının kullanılabilmesi için macbook veya iMac cihazlarından herhangi birine sahip olmanız gerekiyor. FCPX ile animasyonlar oluşturabilir, üç boyutlu yazılar yazabilir, video montajı yapabilir ve istediğiniz efektleri verebilirsiniz. Program sadece App Store üzerinden satılmaktadır. Rekabet ettiği diğer yazılımlarla karşılaştırıldığı zaman açık ara önde olduğunu söyleyebiliriz.

Bryce 7 Pro

Sistemler: Windows ve macOS
DAZ 3D firması tarafından geliştirilen Bryce 7 Pro 3d animasyon programı şimdiye kadar kullanacağınız en ilginç programlardan bir tanesi olabilir. Çünkü programı kullanırken üç boyutlu tasarımlar hızlıca gerçekleştirilebiliyor. Çünkü kullanım sırasında kendinizi program kullanıyor gibi değil de, bir simülasyon kullanıyor gibi hissediyorsunuz. Boyutlar arasındaki geçişler rahatlıkla yapılabiliyor. Coğrafi ve topoğrafik özelliklere indirgenmesi ise dezavantajı sayılabilir. Çünkü bryce animasyon karakter veya maskotlarına değil de, coğrafi özelliklere odaklanmış durumda. Örneğin bir dağ bir kaya bir deniz bir doğal nesne çizileceği zaman hızlıca yapabiliyorsunuz. Şirketlerin tanıtım videolarını oluşturmaya gelince bir hayli zorlanabilirsiniz. Çünkü her sahneyi coğrafi donelerle anlatmak zorunda kalabilirsiniz. Hava yolu, taşımacılık, nakliye, doğa sporları, paintball, yamaç paraşütü gibi şirket sahiplerinin tanıtım videoları yapılırken bryce 7 pro tercih edilebilir.

Joker Animasyon Programları

Bazı animasyon programları vardır ki her kategoriye girebilir ve her zaman ayrı tutulmaları gerekir. Kullanımı oldukça basit, herkesin kullanabileceği ve öğrenilmesinin zor olmadığı, en önemlisi istediğiniz her şeyi yapabileceğiniz eşsiz yazılımlardır. Bu tür animasyon programları joker animasyon programları olarak listeledik.

Sketchup 3D Design Software

Sistemler: Windows, Linux ve macOS
Belki de video ve fotoğraf tasarım dünyasındaki dengeleri yerinden oynatan yazılımdır. Animasyon programları arasında boyutlar arasında hiç bir işe gerek kalmadan geçiş yapabilen tek program diyebiliriz. Gerçekçiliği ve resimlerin import edilip, istediğiniz yere duvar kağıdı şeklinde yapıştırılabilmesi tasarımcıların işini bir hayli kolaylaştırmış. Bu kadar kolay kullanılan programın hiç mi eksisi yok derseniz, tabiki var. Örneğin hazır efektler yok. Geçiş efektleri yok. 3d Warehouse kütüphanesinde hazır tasarımlar mevcut. Özellikle Vray ile süper görüntüler elde edebiliyorsunuz. Özellikle mimari çalışmalarda harika sonuçlar elde edilebiliyor. Render işlemi uzun sürüyor diyebiliriz. Google tarafından yapılmış, arşivlenmesi gereken başyapıttır. Ücretsiz sürümünün yanında pro sürümü de bulunuyor. Profesyonel anlamda tasarım çalışmaları yürütecek kişilerin pro versiyonu almalarını tavsiye ederiz.

Ajax Animator

Sistemler: Windows ve macOS
Ajax aslında tasarım programlarının genel mantığını yansıtan basit bir 2d animasyon programı olarak nitelendirilebilir. Programı indirmeden Online Animasyon sayfasından denemeler yapabilirsiniz. İstediğiniz her şeyi ekrana yansıtamazsınız. Kullanabileceğiniz araçlar oldukça kısıtlı. 2d animasyon programı veya 3d animasyon programı mantığını bu programla kavrayabilirseniz, tüm yazılımları rahatlıkla öğrenebilirsiniz.

Animaker

Sistemler: Windows
Ajax animator'ün bir gelişmiş versiyonu diyebiliriz. Kullanımı çok zor olmamakla beraber düşüncelerinizin çoğunu programa anlatabilirsiniz. 3 ayrı lisans türü var. Ücretsiz, starter ve pro. Aylık 19$ ve 39$ civarında fiyatları bulunuyor. Hazır resimler, yazılar ve efektleri bulunuyor şu anda 1000'den fazla kullanılabilir template var. Son güncellemesi ile 4K çözünürlük kalitesini de destekler oldu. Christmas, Hanukkah, Holiday, Birthday, Cartoon, For Business, Explainer, Business, Presentation, Marketing, Corporate, Slideshow, Facebook, Instagram, Youtube, Advertisement, For Work, Resume, Intro, Outro, Text Animation, Logo Animation, Promo, Marketing, Youtube Intro, Commercial, For Everything else, Lyric, Music, Doodle, Invitation, Scribing, Photo, Social, Friendship template kategorilerinden bazılarıdır.

Vyond

Sistemler: Windows
Vyond masaüstü program olarak sadece windows işletim sistemini desteklese de, online olarak hizmet verebiliyor. Online animasyon programı pek bulunmaz, vyond nadir yazılımlar arasında yer alır. Ayrıca şablonlar sunarak size hızlı çözümler üretmektedir. Online animasyon programı olduğu için haliyle ücretsiz olması düşünülemez. Ücretsiz online animasyon programı piyasada yok. Sisteme kayıt olduktan sonra üyeliğinizi ücretli üyeliğe yükseltiyorsunuz. Oluşturduğunuz animasyonlar kendi sitelerinden de yayınlanıyor.

Clara.io

Sistemler: Online
Clara.io web sitesi aslında sıfırdan animasyon oluşturmak için yapılmış bir site değil. Ücretsiz online 3d animasyon programı da değil. Peki neden animasyon programları listesinde var? Çünkü CLARA 3d animasyonlar oluşturulurken çok büyük kolaylıklar sağlıyor. İşleyişi de oldukça kolay. Siteye girip ücretsiz üye oluyorsunuz. Database veritabanlarıda yüzlerce, belki de binlerce materyal bulunuyor. İstediğiniz materyali seçiyorsunuz. Daha sonra bunlara animasyon efektleri veriyorsunuz. Son olarak render alıyorsunuz. Örneğin; bir araba kazası anlatmak istediğinizi varsayalım. Arabayı seçiyorsunuz. Arabaya kolaylıkla takla atma efekti ekliyorsunuz ve render alıyorsunuz. Artık elinizde üç boyutlu şekilde arabanın takla attığı bir video oluyor.

Avid Media Composer

Sistemler: Windows ve macOS
Avid şirketine ait media composer programı ve bundan sonra verilecek 2 program aslında bir animasyon hazırlama programı değil. Animasyon hazırlama programları ağır programlar olduğu için sadece montaj işlemleri için önerilmez. Örneğin bir videonun başından 10 saniye keseceksiniz veya sonuna 5 saniyelik bir video ekleyeceksiniz. Bu gibi durumlarda animasyon programlarına ihtiyaç duymazsınız. Daha hızlı ve daha pratik çözümler ararsınız. Arayış esnasında ihtiyacınızı karşılayacak 3 program tavsiye ediyoruz. Birincisi avid media composer. İkincisi iMovie ve üçüncüsü Edius.

iMovie

Sistemler: macOS ve iOS
iMovie apple tarafından geliştirilmiş bir yazılımdır. Sadece apple tarafından üretilen cihazlarda kullanılabiliyor. Çok akıcı ve isteklerinizi karşılayabilecek bir yazılımdır. Boyut olarak büyük olsa da, profesyonel bir video montaj programı diyebiliriz. 4K videolar dahi düzenlenebiliyor. Videolara efekt verebiliyor, üzerine ses eklenebiliyor, üç boyutlu dünya haritaları tek tuşla eklenebiliyor, direkt olarak iPhone telefonlara export edilebiliyor. Piyasada bulunan en iyi ücretsiz video düzenleme programlarından diyebiliriz.

Edius

Sistemler: Windows
Bazı televizyon kanallarının haber montajlanmasında kullandığı Edius programı, kısayol tuşları konusunda oldukça başarılı. Kısayol tuşlarını iyi kullanmışlar ve video montaj programı olarak tercih edilebilir. Video üzerine yazılar yazabiliyor, eklediğiniz yazılara videolara ve resimlere efekt verebiliyorsunuz. Ücretli bir yazılımdır ve lisans gerektirir. Ülkemizde yaklaşık 100 euro € civarında bir fiyata satılmaktadır.

Animasyon Programları Listesi

submitted by tanitimvideosu to u/tanitimvideosu [link] [comments]

II.Murad

II.Murad
https://preview.redd.it/sqv6h0emohw31.jpg?width=702&format=pjpg&auto=webp&s=fce74c48d94760adde6cc754e2156bbadbfff075
1404 yılında Amasya da dünyaya gelen II.Murad’ın babası I.Mehmed annesi Emine Hatun dur. Sultan Mehmed öldüğü esnada II. Murad 18 yaşlarındaydı. Babasının vasiyeti üzerine padişahlık tahtına oturmak için süratle, Amasya sancağından Bursa ya geldi. Devletin ileri gelenleri ve Bursa halkı onu sevinçle karşıladılar. Bir müddet sonra da Çelebi Mehmed’in cenazesi Bursa ya getirildi. II. Murad padişahlara has bir törenle babasını Yeşil Türbe ye defnetti. Artık Osmanlı Devletinin tek ve kudretli hakimi II. Murad dı. Bu arada Bizans İmparatoru haber göndererek Sultan Murad dan iki küçük kardeşini kendisine rehin bırakmasını aksi takdirde Limni Adasında yaşayan Düzmece Mustafa yı serbest bırakacağını bildirdi.
Sultan Murad gençti ama bu oyunu anlamayacak kadar da tecrübesiz değildi. Üstelik Bayezid Paşa gibi de bir sadrazamı vardı. Padişah Bayezid Paşa ya baktı:
“Lazım gelen cevabı veresün Lala” dedi.
Bayezid Paşa, Bizans elçisine dönerek;
“Biz Müslüman’ız. Şehzadelerimiz babalarının sarayında İslam terbiyesi alarak yetişeceklerdir. Şehzadelerin Müslüman olmayanların terbiyesine bırakılması dinimize aykırı düşer. Bizans ile iyi geçinmek isteriz fakat bize yapamayacağımız şeyler söylenmesin!” der.
Son sözü padişah söyledi.
“Siz gidin. Vakti geldiğinde imparatorunuza gereken cevabı bizzat biz getireceğiz..” der
Bu sözlerle günü geldiğinde İstanbul’u almaya gideceğini belirtmek istiyordu. Generalin rengi atmıştı. Derhal gemileri dizip Şehzade Mustafa yi aldı. Artık isyan başlamıştı. Şehzade Mustafa sahneye çıkmıştı.
Şehzade Mustafa İsyanı
Yıldırım Bayezid in hayatta kalan tek oğlu Mustafa, Rumeli beylerini topladı. Karnındaki yara izini göstererek Yıldırım Bayezid in oğlu olduğunu ispatladı. Rumeli beyleri, şehzade Mustafa yı padişah tanıyıp biat ettiler. Böylece Şehzade Mustafa Edirne de hükümdarlığını ilan etti.
Tehlike büyümüştü. Mutlaka bastırılması lazımdı. Genç padişah da böyle düşünüyordu. Sadrazamı çağırdı.
“Var git, amcamız Mustafa’yı meşru padişaha itaate davet et. Yok derse hakkından gel. Devletimizin bir kere daha kardeş kavgalarına sahne olmasına imkanımız yoktur.”
Bayezid Paşa, bir miktar askerle, Şehzade Mustafa’nın üzerine gitti. İki ordu karşı karşıya geldi. Şehzade Mustafa karnında bulunan yarayı açıp Bayezid Paşa’nın askerlerine seslendi;
“Biz cennet mekan Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Mustafa yız. Yeriniz elbet bizim yanımızdır. Kardeş kanı akmasına sebep olanlar yarın mahşer de ceza göreceklerdir. Gelin bize katılın, bizi padişahınız bilin!”
Bayezid Paşa askerleri Şehzade Mustafa nın karnında yara izi olduğunu çok önce duymuşlardı. Onu gözle görünce dayanamayıp taraf değiştirdiler. Bununla da kalmadılar. Sadrazam Bayezid Paşa ya saldırarak onu şehit ettiler.
Bu kolay başarı Şehzade Mustafa’yı çok sevindirdi. Hem askeri artmış hem de kendine güveni kuvvetlenmişti. Şimdi sıra Anadoluya geçip yeğeni Sultan II. Murad’ı tahtından indirmeye gelmişti. Bizans imparatorları da şehzadeyi bu durum için hiç durmadan kışkırtıyor ona asker veriyor silah veriyor, bunun karşılığı olarak da Gelibolu, Tesalya ve Karadeniz sahillerinde yer alan bazı toprakları istiyordu. Şehzade Mustafa önce Bizans’a istediklerini vereceğine dair söz verse de sonradan vazgeçti.
Buna çok kızan Bizans İmparatoru Sultan Murad’a müracaat etti. İsterse Şehzade Mustafa’yı yenmesine yardımcı olacaktı. Böylece Şehzade Mustafa en önemli desteğinden mahrum kalıyordu. Bizans onu terk etmiş yine ikili oynamıştı. Bizans’a güvenip isyan etmekle büyük bir hata ettiğini anlamıştı. Fakat iş işten geçmişti. Dönülmesi imkansız bir yola girmişti. Ne pahasına olursa olsun bu yoldan yürüyecekti. Bu kez bizzat padişah üzerine gidiyordu. Anadolu dan Rumeli ye geçen Sultan II. Murad, sahilde yer tutmuş Amcası Mustafa Çelebi’nin top atışlarına tutuldu. Fakat top atışları padişahı yıldırmadı. Yenileceğini anlayan Mustafa, Edirne ye kaçtı. Hazinesini ve yakınlarını alıp Eflak’a doğru yola koyuldu. Yolda yakalandı ve kale burcuna asılarak idam edildi.
İstanbul Kuşatması
Tahta ilk çıktığı günlerde Bizans elçisine vakti geldiğinde imparatorunuza cevabı bizzat biz vereceğiz diyen Sultan II. Murad, nihayet vaktin geldiğine karar verip ordusunu hazırladı ve İstanbul üzerine yürüdü. İstanbul’u kuşattı.
Bu, İstanbul’un Osmanlılar tarafından altıncı kuşatmasıydı. İlk dört kuşatma, Yıldırım Bayezid Devrinde 1391, 1395, 1396 ve 1400 yıllarında gerçekleşti. Çeşitli nedenlerden dolayı alınamamıştır. Beşinci kuşatmayı da Bayezid’in oğlu Musa Çelebi 1411 yılında yaptı. Bundan on yıl sonra da İstanbul II. Murad tarafından kuşatılıyordu. Bu kuşatmalardaki asıl maksat, Peygamber Efendimizin vaktiyle verdiği “İstanbul elbette fetholunacaktır.” Müjdesini gerçekleştirmek ve böylece dünyanın nefes borusu sayılan boğazları ele geçirmekti. O zamanın dünyasında İstanbul Boğazına sahip olan devlet, bütün Asya’ya ve Avrupa’ya açılabilir, ticaret yollarını ele geçirebilirdi. İmparator olmak için İstanbul’u almak şarttı. Fakat bu durum II. Murad’a nasip olmayacak, o tarihte henüz çocuk yaşta olan II. Mehmed’in büyümesi beklenecektir.
Rivayet Edilir Ki..
Şehzade Mehmed henüz çok küçükken bir gün babası II. Murad’ı kolundan tutup Hacı Bayram Veli ye götürmüş. O tarihte Hacı Bayram Tekkesinde öğrenim gören, Akşemseddin, misafirlere hizmet ediyordu. Sultan Murad, Hacı Bayram Veli ye İstanbul u alma planlarından söz etti. Hacı Bayram, küçük Şehzade Mehmed’i gösterip; “Padişahım, İstanbul’u Şehzadeniz Mehmed ile benim köse alacak.”
Tabi ki böylr bi olayın yaşanması mümkün değil. Zira Hacı Bayram Veli, Fatih’in doğumundan iki yıl önce ölmüştür. Bu nedenle anlatılanlar sadece bir öyküden ibarettir.
Yeni Bizans Oyunu
İstanbul kuşatması, Bizans’ı telaşa düşürdü. Sur dışında kalan kasaba ve köyle Osmanlılar tarafından tamamen alınmıştı. Kuşatma bütün şiddetiyle dört ay sürdü. Bu kuşatma da “Emir Sultan” lakabıyla anılan büyük din alimi Şemsüddin Buhari ile 500 derviş görev aldı.
Bizans günden güne eriyordu. Ne yapacaklarını şaşırıp, padişahın küçük kardeşi Mustafa’yı kandırıp ağabeyine karşı ayaklandırmayı başardılar. Bizans askerlikte ne kadar zayıfsa hilede o kadar başarılıydı. Bunu imparatorlar da biliyor ve askeri kuvvetten çok hile kuvvetiyle işlerini görüyorlardı.
Mustafa’yı Karaman ve Germiyan beyleri de destekleyince kargaşa büyüdü. Sultan II. Murad İstanbul kuşatmasını kaldırdı. Ordusuyla Anadolu ya gelerek isyancıları cezalandırdı. Ardından Eflak, Arnavutluk ve Mora seferlerine ordularının bir kısmını gönderdi. Osmanlı orduları mühim başarılar kazandı. Menteşe Beyliği işgal edildi. Teke Beyliğine son verildi.
II. Mehmed’in İlk Saltanatı
Artık Anadolu birliği sağlanmış, isyanlar bastırılmıştı. Sultan Murad bunlarla da yetinmeyip bazı anlaşmalar yaparak barışın sürekliliğini garanti altına almıştı. Yorgundu. Kısa zamana büyük işler sığdırmıştı. Artık dinlenmek istiyordu. Tahtını II. Mehmed’e bıraktı.
Osmanlı Devletinin 12-13 yaşlarında bir çocuğun idaresine terk edilmesi, düşmanların iştahını kabarttı. Osmanlıları Avrupa dan atmak için hemen ilk hareketler başladı. Ladislas Osmanlılarla 10 yıl süreyle savaşmama karadı alsalar da ettiği yeminden döndüler. Öte yandan Bizans İmparatoru da boş durmuyordu. Osmanlı ya karşı bir Haçlı ordusu oluşturma fikrindeydi. 1444 yılı Kasım Ayının Dokuzuncu günü Haçlı orduları ile Osmanlı orduları Varna denilen yerde karşı karşıya geldi. Bu savaşa Sultan II. Murad öncülük ediyordu. Bu savaşı Sultan Murad’ın başarısı ve davranışıyla Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tarihimizde bu savaş Varna Savaşı olarak geçmektedir. Sultan Murad tahtı yeniden oğluna bırakarak, Edirne ye dönmüştür. 1451 yılına gelindiğinde Sultan Murad hayata gözlerini kapatmış, yerine İstanbul Fatihi olacak olan II.Mehmed tahta çıkmıştır.
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]

“İran'a yaptırımlar yanlıştır”: Türkiye ABD’yi uyardı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 17 Nisan'da yaptığı açıklamada, son zamanlarda Washington’u ziyaret eden bir Türk heyetinin devam eden ambargo hakkındaki endişelerini dile getirdiğini söyledi.
İranlı mevkidaşı Javad Zarif ile düzenlediği ortak bir konferansta yaptığı konuşmada, “ABD'ye İran'ın ambargolarının yanlış ve gerçekçi olmadığını söylemeye devam edeceğiz” dedi.
Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yer aldığı Türkiye heyetinin ABD’li Amerikalı yetkililerle yaptığı görüşmelerde Türkiye’nin endişelerini dile getirdiğini söyledi. Albayrak'ın olayı doğrudan ABD Başkanı Donald Trump ile tartıştığını belirtti.
Heyetin Washington ziyareti, Ankara'nın Trump yönetiminden İran petrolü almaktan feragat etmesini beklediği bir zamanda geliyor. Ankara'ya Kasım ayında İran petrolünü ithal ettiği için feragat verildi, ancak Tahran'dan petrol alımlarında önemli bir düşüş sağlandı.
Çavuşoğlu, Türkiye ve İran’ın, ABD’nin yaptırımlarını aşmak ve daha önce kararlaştırıldığı gibi ticaret hacminde 30 milyar dolara ulaşmak amacıyla ikili ticareti sürdürmek için alternatif mekanizmalar aradıklarını belirtti. Toplantılarında, AB’nin İran’la kurdukları bir ödeme kanalı olan INSTEX gibi ticareti yürütmek için yeni mekanizmalar tartıştılar.
ABD’nin İran’ın Devrim Muhafızı hakkındaki kararı tehlikelidir
Çavuşoğlu, ABD’nin İran’ın Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak belirleme kararının kaosa yol açabilecek tehlikeli bir gelişme olduğunu da belirtti.
“Bu çok yanlış bir karar” dedi. Yabancı ulusal orduları terör örgütleri olarak listelemenin uluslararası sistemde ve uluslararası hukuk düzeninde “cüretkar” çatlaklara yol açacağını sözlerine ekledi.
“O zaman, küresel sisteme olan güven düşecek ve toplam kaos oluşacak” dedi.
“Vicdanımız, kardeş kardeş İran halkının cezalandırılmasını kabul etmiyor” dedi. “Bu adımlar, bölgesel istikrar, barış, sakin ve ekonomik kalkınmayı risk altına sokuyor”
8 Nisan’daki Trump, gücü resmi olarak “terör örgütü” olarak atayacağını söyledi. ABD tayini - ilk kez başka bir hükümetin bütününün bir bölümü için ilk - güçlü paramiliter İran kuvvetine başka bir yaptırım katmanı ekliyor ve bunu ABD yargı yetkisi altında maddi destek sağlama suçu haline getiriyor.
Zarif, Ankara'ya Esad ile görüşmelerde bulundu
İran Dışişleri Bakanı Mohammad Javad Zarif, kendi adına, Şam’daki Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmeleri hakkında bilgi vermek için Türk yetkililere bir rapor sunduğunu söyledi.
İran bakanı, Esad ile yaptığı görüşmelerle ilgili bir raporu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunacağını ve İran’ın Türkiye ve Suriye’nin “iyi ilişkiler” kurmasına yardımcı olmak istediğini belirtti.
“Beşar Esad'la uzun bir röportaj yaptım. Bu tartışmaların ayrıntılarını Erdoğan'a bir rapor olarak vereceğim ”dedi.
Zarif, 16 Nisan’da Suriye’yi ziyaret ettikten sonra Türkiye’ye geldi. Suriye’nin ihtilafındaki rakip gruplarını destekleyen Rusya, İran ve Türkiye, savaşı sona erdirmek için bir sürece sponsorluk yapıyor.
Şam ve Ankara'daki tartışmaları, önümüzdeki hafta Kazakistan’da Suriye’nin sekiz yıllık iç savaşını sona erdirmek amacıyla yapılacak yeni bir tur görüşme öncesinde geldi. Kazakistan, 25-26 Nisan tarihlerinde başkenti olan ve kısa bir süre önce Astana'dan Nur Sultan'a değiştirilen yeni bir Suriye müzakere turuna ev sahipliği yapacak.

http://www.hurriyetdailynews.com/amp/us-embargoes-imposed-on-iran-wrong-turkeys-top-diplomat-142735
submitted by NewsJungle to Turkey [link] [comments]

17 Ağustos 2019 Cumartesi Spor Haberleri

17 Ağustos 2019 Cumartesi Beşiktaş Haberleri

Beşiktaşlı Güven Yalçın'a dev talip!
Beşiktaş'ın genç santrforu Güven Yalçın hakkında İtalyan basınından gündeme bomba gibi düşen bir transfer iddiası geldi. 20 yaşındaki milli futbolcunun Cengiz Ünder ve Mert Çetin'le takım arkadaşı olabileceği öğrenildi.
Serie A devi Roma, Cengiz Ünder'in ardından dün de bir başka Türk futbolcu Mert Çetin'i kadrosuna kattığını duyurmuştu. Gençlerbirliği'nden transfer ettiği genç stoperle beş yıllık sözleşme imzalayan başkent kulübünün şimdi de gözünü Beşiktaş'ın milli santrforu Güven Yalçın'a diktiği öğrenildi.
İtalya'da yayım yapan Tutto Mercato Web adlı internet sitesi, okuyucularıyla paylaştığı özel haberinde yeni sezon öncesi kadrosunu bir golcüyle güçlendirmek isteyen Sarı Kırmızılılar'da sportif direktör Gianluca Petrachi'nin Siyah Beyazlılar'ın 20 yaşındaki yıldız ismini gündemine aldığını yazdı. Güven'in Kara Kartal'la olan sözleşmesi 2022 yazında sona eriyor.
Sivasspor-Beşiktaş maçının VAR hakemi belli oldu
Beşiktaş, Spor Toto Süper Lig'de ilk hafta maçında Sivasspor ile karşılaşacak.
Bu akşam saat 21:45'te Sivas 4 Eylül Stadı'nda oynanacak karşılaşmanın VAR hakemleri belli oldu.
Karşılaşmanın VAR hakemi Koray Gençerler olacak.
AVAR hakemi olarak ise İbrahim Çağlar Uyarcan görev yapacak.
Maçı canlı ve şifresiz olarak taraftarium24.macizle25.site üzerinden izleyebilirsiniz.
Sivas'ta Emre Kılınç zirvesi! Bugün bitebilir!
Beşiktaş, 24 yaşındaki sol kanadın transferini bugün bitirmeyi hedefliyor.
Siyah-beyazlı takımın bir süredir kadrosuna katmak için çaba sarf ettiği Emre Kılınç için bugün Sivas'ta yüz yüze görüşme yapılacak.
Yerli oyuncu takviyesi için adı gündemde olan 24 yaşındaki sol kanadı, Sivasspor'dan resmen isteyecek olan Beşiktaş, pazarlıklar için masaya oturacak.
Kırmızı-beyazlıların 3 milyon Euro'ya yakın bonservis talep ettiği oyuncuya karşılık 1 milyon Euro + iki kiralık oyuncu teklifi götüren Beşiktaş, Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz'dan indirim isteyecek.
Beşiktaş'a sıcak bakan Emre'nin de son yılına girdiği Sivas ile sözleşme yenilemek istemediği gelen bilgiler arasında.
Beşiktaş, Yohan Boli için girişimlere başladı!
Golcü arayışlarını dört koldan sürdüren Beşiktaş, Belçika ekibi St. Truiden’de forma giyen Yohan Bolie’ye kancayı attı.
Siyah-Beyazlılar’ın genç yıldız için 2.5 milyon Euro’yu gözdenç ıkardığı ifade ediliyor.
Teknik direktör Abdullah Avcı'nın raporu doğrultusunda forvet transferi için arayışlarını dört koldan sürdüren Beşiktaş'ta rota bu kez de Belçika'ya döndü.
Siyah- Beyazlılar, St. Truiden formasını giyen Yohan Boli'ye kanca attı. Yönetim, Avcı'nın onay verdiği Nijeryalı yıldız için girişimlere hemen başladı. Beşiktaş'ın 25 yaşındaki Boli'nin bonservisi için 2.5 milyon Euro'yu gözden çıkardığı öğrenildi.
GEÇEN SEZON 12 GOL, 5 ASİST!
ST. Truiden kulübünün Boli'nin sözleşmesi sezon sonunda biteceği için bu rakamı büyük oranda kabul edeceği belirtiliyor.
Geçen sezon ligde 29 maçta 12 gol ve 5 asistlik performans gösteren Fildişili yıldız tüm dikkatleri üzerine çekti. 1.81 boyundaki Boli güçlü fiziği ve etkili gol vuruşları ile tanınıyor.
Beşiktaş'tan 3 transfer görüşmesi birden!
Süper Lig'de sezonun ilk haftasında deplasmanda Sivasspor ile karşılaşacak olan Beşiktaş'ta yönetim, Ada’ya çıkarma yaparak Everton kulübü ile masaya oturacak.Forvet arayışlarına devam eden Beşiktaş, listede ilk sıraya koyduğu eski oyuncusu Cenk Tosun için çalışma başlattı.
Daha önce Hollandalı stoper Martins İndi için İngiltere'de yapılan pazarlıklardan sonuç alamayan siyah-beyazlılar, bu kez milli golcü için Ada'ya çıkarma yapacak.
Everton'da üçüncü forvet konumuna düşen Cenk'i yeniden takımda görmeyi arzu eden Beşiktaş yönetimi, oyuncunun kiralanması için şartları soracak ve Cenk'e "Evine geri dön" diyecek.
BOLASİE'DEN VAZGEÇMEDİLER
Kartal'ın bizzat kulübüyle masaya oturacağı diğer isim ise Everton'ın 30 yaşındaki futbolcusu Yannick Bolasie.
Sol kanat ve forvet olarak çift yönlü oynayabilen oyuncunun maliyetini düşürmeye çalışan Beşiktaş, transfer harekâtında Elyounoussi için de Southampton ile son pazarlıkları yürütecek.
Beşiktaş Manuel Fernandes'i reddetti
2011-2014 sezonları arasından Siyah-Beyazlı formayı giyen Manuel Fernandes, menacerler aracılığıyla Beşiktaş’a önerildi.Ancak teknik direktör Abdullah Avcı ve kurmaylarının, Portekizli futbolcunun disiplin sorunu ile oyun sistemime uymaması nedeniyle bu transfere onay vermediği ortaya çıktı. Son olarak Rusya ekiplerinden Lokomotiv Moskova’da forma giyen 33 yaşındaki Portekizli on numara, halen kendisine kulüp arıyor.
Beşiktaş Mohamed Elyounoussi ile anlaştı!
Southampton’ın sol kanadı Elyounoussi ile 500 bin Euro’luk kiralama bedeli karşılığında anlaşmaya varan Beşiktaş, geri sayıma geçti. Norveçli yıldızın, önümüzdeki hafta içerisinde imzaya gelmesi bekleniyor.
İngiltere Premier Lig ekiplerinden Southampton’ın yıldız sol kanadı Mohamed Elyounoussi ile görüşmelerini sürdüren Beşiktaş Yönetimi, geçtiğimiz günlerde 500 bin Euro’luk kiralama bedeli karşılığında oyuncu ile anlaşmaya varmıştı. Şimdi ise Siyah-Beyazlılar, 25 yaşındaki futbolcuyu kadrosuna katabilmek için geri sayıma geçti. Norveçli yıldızın, hafta içerisinde İstanbul’a gelerek Kara Kartal’a imzayı atması bekleniyor.
3. haftaya yetişebilir
Siyah-Beyazlılar, Elyounoussi’nin transferini bitirmek üzere. Bu doğrultuda yıldız sol kanat oyuncusunun ligin 3. haftasına kadar yetişebileceği edinilen bilgiler arasında yer alıyor. Beşiktaş Yönetimi’nin, bu transferin bir an önce bitirilmesi için çalışmalarına hız verdiği bildirildi.
Lecce Burak Yılmaz'ın formasını hazırladı!
Burak Yılmaz’ı kadrosuna katmak isteyen Lecce, yıldız futbolcunun formasını bile hazırladı! Sarı- Kırmızılılar, yeni sezon öncesinde Kral lakaplı futbolcunun ‘17’ numarasını boş bıraktı.
İtalya Serie A ekiplerinden Lecce, yaz transfer dönemi boyunca Kara Kartal’ın golcüsü Burak Yılmaz’ı kadrosuna katabilmek için yoğun bir çaba sarf etti. Ancak Sarı-Kırmızılılar, yıldız futbolcu için tüm imkânları seferber etmesine rağmen başarısız oldu. Sarı- Kırmızılılar, şimdi ise flaş bir hareketin altına imza attı. Sezon öncesinde forma numaralarını açıklayan Lecce, 33 yaşındaki futbolcunun Siyah-Beyazlılar’da giydiği ‘17’ numaralı formayı boş bıraktı.
Hocası çok istiyor
Bu gelişme sonrasında İtalyan basınında Lecce’nin, Burak Yılmaz yeniden masaya oturacağı yazıldı. Lecce Teknik Direktörü Fabio Liverani de, Burak Yılmaz’ın Sarı-Kırmızılı formayı giymesini çok istiyor. Çizme ekibinin ise golcü futbolcu için transfer sezonunun sonuna kadar girişimlerini sürdüreceği öğrenildi.
Beşiktaş Maçı İzle, Taraftarium24 İzle, Şifresiz Maç İzle, Canlı Maç İzle

17 Ağustos 2019 Cumartesi Fenerbahçe Haberleri

İsmail Köybaşı imzayı atıyor!

Sözleşmesi sona eren İsmail Köybaşı, Fenerbahçe’den ayrıldı. Milli futbolcunun Westerlo ile anlaşmaya yakın olduğu öğrenildi.Sözleşmesi sona eren İsmail Köybaşı, Fenerbahçe’den ayrıldı. İsmail’e Süper Lig’den teklifler gelse de oyuncunun önceliği Avrupa. Bonservisi elinde olan 30 yaşındaki futbolcu, Hasan Çetinkaya’nın yöneticiliğini yaptığı, Berke Özer ve Recep Gül’ün formasını giydiği Westerlo ile temas halinde. Tarafların anlaşma sağlamaya yakın oldukları iddia edildi.

İşte Michael Frey'in yeni takımı!

Ersun Yanal’ın kadroda düşünmediği Michael Frey, sonunda kendine kulüp buldu. 25 yaşındaki oyuncu, satın alma opsiyonuyla birlikte 1 yıllığına Almanya 2. Lig ekibi Nürnberg’e kiralandı.
Damien Comolli’nin geçen sezonki iddialı transferlerinden biri Michael Frey’di. Ancak Zürih’ten gelen İsviçreli forvet, kısa sürede taraftar tarafından istenmeyen adam ilan edildi.
Ersun Yanal’ın kadroda düşünmediği Frey, sonunda kendine kulüp buldu. 25 yaşındaki oyuncu, satın alma opsiyonuyla birlikte 1 yıllığına Almanya 2. Lig ekibi Nürnberg’e kiralandı.

Fenerbahçe'den açıklama: "Adaletli bir lig diliyoruz"

Fenerbahçe Spor Kulübü, Süper Lig’in başlama gününde internet sitesinden bir açıklama yayınladı.
Fenerbahçe Spor Kulübü, Süper Lig’in başlama gününde internet sitesinden bir açıklama yayınladı:
"Futbolda adalet ve eşitlik gibi değişmez ilkelerin tüm takım ve kişilere istisnasız ve imtiyazsız aynı mesafede uygulanmasını istiyoruz. Sahada mücadele eden takımlara ve oyuna, hak, emek, alın teri gibi manevi kavramlar ve kurallar esas alınarak yüzde 100 tarafsızlıkla yaklaşılmasını diliyoruz. Futbola dair kuralların, kulislerin, lobilerin, kişilerin etkisinde kalmadan uygulandığı ‘mutlak adalet ve eşitliğin egemen olduğu’ sezon temenni ediyoruz."

Kıran kırana maçta Emre Belözoğlu'nun takımı güldü!

Süper Lig’de yeni sezon resmen başladı, Samandıra’da futbolcuları hırs ve heyecan bastı. Çabukluk ve pas çalışmalarının ardından antrenman dar alanda oynanan çift kale maçlarla devam etti. Finalde Kruse’nin önderliğindeki Turuncu takım ile Emre Belözoğlu’nun liderliğindeki yeşil takım karşı karşıya geldi. Günün sonunda zafere ulaşan yeşil takım, bunu doyasıya kutladı.
Süper Lig’de yeni sezon resmen başladı, Samandıra’da futbolcuları hırs ve heyecan bastı. Dünkü antrenman müthiş bir mücadeleye sahne oldu. Çabukluk ve pas çalışmalarının ardından antrenman dar alanda oynanan çift kale maçlarla devam etti. Finalde Kruse’nin önderliğindeki Turuncu takım ile Emre Belözoğlu’nun liderliğindeki yeşil takım karşı karşıya geldi.
Maç, tam anlamıyla kıran kırana geçti. Resmi maçları aratmayan ikili mücadeleler yaşandı, jeneriklik goller atıldı. Günün sonunda zafere ulaşan yeşil takım, bunu doyasıya kutladı. Antrenman sona erdiğinde futbolcular, Ersun Yanal’dan çalışmayı yarım saat daha uzatmasını talep etti! Tecrübeli teknik adam da bunu kabul etti. İdmanın son bölümü son derece neşeli bir şekilde geçti.

Fenerbahçe'den Joe Hart bombası!

Fenerbahçe'de taraftarlar savunma ve orta sahaya transfer beklerken sürpriz bir iddia ortaya atıldı. Harun Tekin ve Altay Bayındır’ın formsuz olması nedeniyle kaleci takviyesinin gündeme geldiği öne sürüldü. Bu konudaki ilk adayın ise bir dönem İngiltere Milli Takımı’nın da kalesini koruyan Joe Hart olduğu kaydedildi.
Fenerbahçe'de taraftarlar savunma ve orta sahaya transfer beklerken sürpriz bir iddia ortaya atıldı. Harun Tekin ve Altay Bayındır’ın formsuz olması nedeniyle kaleci takviyesinin gündeme geldiği öne sürüldü. Bu konudaki ilk adayın ise bir dönem İngiltere Milli Takımı’nın da kalesini koruyan Joe Hart olduğu kaydedildi.
32 yaşındaki file bekçisi, Burnley’de Nick Pope’un arkasında yedek bekliyor. Tecrübeli kalecinin, düzenli forma şansı bulacağı bir kulübe gitmeye sıcak baktığı kaydedildi. Eğer Burnley de oyuncusunu satmaya sıcak bakarsa, bu transferde sürpriz gelişmeler yaşanabilir. Joe Hart’ın sözleşmesi sezon sonunda bitiyor.
Fenerbahçe Maçı İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Canlı Maç İzle

17 Ağustos 2019 Cumartesi Galatasaray Haberleri

Galatasaray’ın deplasman kabusu yeni sezona da taşındı

Süper Lig’de 2019-2020 sezonunun ilk hafta maçında Yukatel Denizlispor’a 2-0 mağlup olan son şampiyon Galatasaray’da deplasman kabusu sürüyor.
Geride kalan iki sezonda Süper Lig’deki toplam 12 mağlubiyetinin tamamını dış sahada yaşayan sarı-kırmızılı takım, yeni sezonun ilk haftasında da deplasmanda çıktığı karşılaşmadan eli boş döndü.
Galatasaray, 2017-2018 sezonundaki 7 mağlubiyetini deplasmanda Trabzonspor, Medipol Başakşehir, Beşiktaş, Yeni Malatyaspor, Demir Grup Sivasspor, Kasımpaşa ve Gençlerbirliği karşısında yaşadı.
Sarı-kırmızılı takım geçen sezon ise sadece dış sahalardaki Trabzonspor, Akhisarspor, Yeni Malatyaspor, Beşiktaş ve Demir Grup Sivasspor müsabakalarını kaybetti.
Evindeki başarı şampiyonlukları getirdi
Süper Lig’de geride kalan iki sezonda iç sahadaki başarılı performansıyla şampiyonluğa ulaşan Galatasaray, Türk Telekom Stadı’nda çıktığı son 36 maçta mağlup olmadı.
Sahasında Süper Lig tarihinin en uzun süreli yenilmezlik serisini geçiren sarı-kırmızılı takım, bu kulvarda evinde son mağlubiyetini 2016-2017 sezonunun 30. haftasında, 6 Mayıs 2017’de 3-1’lik skorla Kasımpaşa karşısında yaşadı.
Galatasaray, söz konusu karşılaşmadan sonra evinde oynadığı 36 müsabakada 31’ini kazanırken, 5’inde berabere kaldı.

Sahasında 92, deplasmanda 52 puan

Galatasaray, Süper Lig’de şampiyonluğa ulaştığı geride kalan iki sezonda sahasında toplamda 92 puanı hanesine yazdırırken, deplasmanda ise 52 puan elde edebildi.
Sarı-kırmızılı takım, 2017-2018 sezonunda iç sahada 49, deplasmanda ise 26 puan kazandı.
Galatasaray geçen sezon ise Türk Telekom Stadı’ndaki maçlarda 43 puanı hanesine yazdırırken, dış sahadaki müsabakalarda ise 26 puan aldı.

Galatasaray'da Luyindama krizi!

10 transfere 7.4 milyon Euro harcayan, Fernando’dan ise 4.5 milyon Euro gelir elde eden yönetim, tablo değişmezse FFP anlaşması gereği bu açığa sebep olan Luyindama’yı Avrupa kadrosuna yazamayacak.

Transferlerin en hızlı takımlarından Galatasaray büyük bir krizle karşı karşıya...

Sarı-Kırmızılılar şu ana kadar aldığı 10 oyuncu için kasasından bonservis ve kiralama bedeli olarak 7.4 milyon Euro çıkardı. Buna karşılık Fernando'nun Sevilla'ya satışından 4.5 milyon Euro geldi. Finansal Fair Play anlaşması nedeniyle Galatasaray transfer sezonunu artıda kapatmak zorunda. Eğer 2.9 milyon Euro'luk açık kapanamazsa, 5 milyon Euro bonservisiyle bu açığa neden olan Luyindama, Şampiyonlar Ligi kadrosuna yazılamayacak.

TAKIMA AYAK UYDURDU

Luyindama takım arkadaşları gibi kötü bir futbol sergiledi. Kongolu stoper, Rodallega karşısında çok zor dakikalar yaşadı.

Neredesin Falcao!

Sarı-kırmızılılar, Diagne’nin gönderilmesini beklerken, Radamel Falcao’nun da yolunu gözlüyordu. Kolombiyalı oyuncunun transferi resmileşmezken, Diagne de Denizli karşısında 11’de sahaya çıktı, performansı ile saç baş yoldurttu!
Süper Lig’in son şampiyonu Galatasaray, yeni sezona Jean Michael Seri, Steve Nzonzi, Ryan Babel ve Emre Mor gibi transferleri ile oldukça iddialı girdi. Ancak Aslan’ın tek düşüncesi forvet transferiydi. Mbaye Diagne’nin gönderilmesine kesin gözüyle bakılırken, Sarı-Kırmızılı taraftarlar da Monaco’nun yıldızı Radamel Falcao’yu dört gözle bekliyordu. Bu transfer henüz resmileşmezken, Diagne de Denizli karşısında ilk 11’de sahaya çıktı.

Çok net kaçırdı!

Kritik maçta Cim Bom’un gol umudu olan Senegalli golcü, henüz 2. dakikada saç baş yoldurttu! Jimmy’nin sol kanattan pasında ceza sahası içinde müsait pozisyonda topla buluşan 27 yaşındaki forvet, topu kaleci Stachowiak’a nişanlandı. Sahada kaldığı 72 dakika boyunca Yeşil-Siyahlı savunmacılar arasında kaybolan ve etkisiz kalan tecrübeli oyuncu, adeta yokları oynadı. Diagne’nin bu performansı sonrasında bir forvet transferinin şart olduğu gözlemlendi.

En kötüsü Diagne

Senegalli oyuncu, Denizli karşısında o kadar etkisiz kaldı ki, ilk devrede topla buluşmakta zorlandı. Uruguaylı kaleci Fernando Muslera 9 isabetli pas atarken, Diagne sadece 6 kez pasında adresi buldu ve bu alanda sahanın en kötü ismi oldu.

Passolig’de zirve yine Galatasaray’ın

Süper Lig’de sezon açılışı dün akşam yapılırken, Galatasaray’ın Passolig liderliği de kaldığı yerden devam ediyor.
Süper Lig’de sezon açılışı dün akşam yapılırken, Galatasaray’ın Passolig liderliği de kaldığı yerden devam ediyor. Sarı-Kırmızılılar 964 bin 331 kartla zirvede. Aslan’ı 896 bin 730 kartla Fenerbahçe takip ediyor. Beşiktaş 753 bin 172 ile üçüncü sırada. Dördüncü ise 270 bin 735 kartla Trabzonspor. Süper Lig’de kartı en az satılan kulüp, 16 bin 272 ile Kasımpaşa.
Galatasaray Maçı İzle, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Şifresiz Maç İzle

17 Ağustos 2019 Cumartesi Trabzonspor Haberleri

"Sörloth gollerine devam edecek"

Fırtına’ya transfer olduğu dönemde soru işaretleri ile birlikte gelen Alexander Sörloth, iki maçta attığı iki golle teknik direktör Ünal Karaman’ın birinci santrforu olmayı başardı. Norveçli futbolcunun Türkiye temsilcisi Mathieu Markaroglu da 23 yaşındaki santrforla ilgili flaş bir açıklamada bulundu.
Fırtına’ya transfer olduğu dönemde soru işaretleri ile birlikte gelen Alexander Sörloth, iki maçta attığı iki golle teknik direktör Ünal Karaman’ın birinci santrforu olmayı başardı. Norveçli oyuncunun Türkiye temsilcisi Mathieu Markaroglu da “Sörloth, kısa sürede kendisini ispatladı. Taraftarın da sevgisini kazandı. Yönetim ve hocanın da ondan memnun olduğunu düşünüyorum. Sörloth da Trabzon’da olduğu için çok mutlu. Tek hedefi, gollerine devam edip büyük hedefleri bulunan Trabzon’a katkı sağlamak” diye konuştu.

AEK'nın müzesi kupa dolu!

4 sene sonra UEFA Avrupa Ligi’nde mücadele eden ve Çek ekibi Sparta Prag’ı eleyerek Play-Off’a yükselen Trabzonspor’un rakibi Yunan temsilcisi AEK Atina oldu. Yunan devinin müzesinde tam 30 kupası bulunuyor.
Bordo-Mavililer, UEFA Avrupa Ligi’nde 3. Ön Eleme Turu’nda Çek ekibi Sparta Prag’ı 2-2’nin rövanşında 2-1 yenerek Play-Off’a yükseldi. Fırtına, Rumen ekibi Craiova’yı eleyen Yunan temsilcisi AEK ile eşleşti. İlk karşılaşma 22 Ağustos’ta Yunanistan’da, rövanş mücadelesi ise 29 Ağustos Perşembe günü Trabzon’da oynanacak. Yunanistan’ın en büyük kulüplerinden birisi olan ve tarihinde 30 kupası bulunan AEK, geçen sezonu PAOK ve Olimpiakos’un ardından 3. sırada tamamlamıştı.

Trabzonspor Sturridge ile anlaştı

Fırtına uzun süredir görüşme halinde olduğu Daniel Sturridge transferinde artık sona geldi. Bordo-Mavililer, Prag karşılaşmasını tribünden takip eden Sturridge ailesi ile büyük oranda anlaştı. Artık İngiliz yıldızın son kararı bekleniyor.
Bordo- Mavililer transferde yılın bombasını patlatmaya hazırlanıyor... Orta sahaya John Obi Mikel’i alarak ses getiren Fırtına, geçen sezon İngiliz devi Liverpool ile Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan Daniel Sturridge’le de büyük oranda anlaşmaya vardı. Hem Amerika’da, hem İngiltere’de hem de Türkiye’de yapılan görüşmelerde kıran kırana pazarlıklar yapıldı. Görüşmelerde son aşamaya gelen Bordo-Mavili yönetim, Sturridge ailesini önceki gün Prag karşılaşmasına davet etti. Sturridge ailesi de öğle saatlerinde şehri gezdi, akşam ise Medical Park Stadyumu’nda karşılaşmayı takip etti.

Ağaoğlu bizzat görüştü

Trabzon’daki atmosferden oldukça memnun kaldıkları öğrenilen anne Grace Sturridge ile menacerlik haklarını elinde bulunduran amcası Dean Sturridge, dün de Başkan Ahmet Ağaoğlu ile bizzat görüştü. Taraflar mali konularda imza aşamasına gelirken, ufak detaylarda da el sıkışıldığı belirtildi. Trabzonspor yönetimi, artık Daniel Sturridge’in vereceği son kararı beklemeye başladı.

13 takım istedi Trabzon alıyor

Liverpool ile sözleşmesi sona erdikten sonra bonservisini eline alan İngiliz yıldızı, Trabzonspor ve Fenerbahçe başta olmak üzere tam 13 takım istiyordu. ABD, Meksika ve Avrupa ülkelerinden teklifler alan 29 yaşındaki futbolcunun, Avrupa faktörü nedeniyle Fırtına’ya çok yakın olduğu kaydedildi.

2 kez en büyük oldu

Kariyerinde Manchester City, Chelsea ve Liverpool gibi devlerin formasını giyen Daniel Sturridge, 2 kez Şampiyonlar Ligi’nde zafere uzandı. Yıldız oyuncu, 2011-12’de Chelsea ile geçen sezon da Liverpool ile en prestijli kupayı kazandı. Fırtına’nın bu sezon bir diğer yıldız transferi Obi Mikel de 2011-12 sezonunda Sturridge ile beraber Chelsea'de başarıya ulaşmıştı.

Trabzonspor'un zorlu fikstürü: 17 günde 5 maç

UEFA Avrupa Ligi 3’üncü ön eleme turu rövanş maçında Çekya ekibi Sparta Prag’ı sahasında 2-1 mağlup ederek Play-Off turuna yükselen Trabzonspor, 17 günde 5 maç oynayacak.
2-2’nin rövanşında dün sahasında karşılaştığı Sparta Prag’ı 2-1 yenerek Avrupa’daki yolculuğuna devam eden Trabzonspor’u zorlu bir fikstür bekliyor. Sparta Prag karşılaşmasının ardından ara vermeden Pazar günü Süper Lig’in ilk haftasında oynayacağı Kasımpaşa maçının hazırlıklarına soyunan bordo-mavililer, yarın çalışmalarını tamamlayarak İstanbul’a hareket edecek. Trabzonspor, 18 Ağustos’ta Kasımpaşa ile yapacağı mücadelenin ardından ise rotasını 22 Ağustos’ta UEFA Avrupa Ligi Play-Off turu ilk maçında Yunanistan’da AEK ile oynayacağı karşılaşmaya çevirecek.

3 DEPLASMAN, 2 EV

Bordo-mavililer, 25 Ağustos’ta ligin 2’nci haftasında ise sahasında Yeni Malatyaspor’u konuk edecek. 29 Ağustos’ta UEFA Avrupa Ligi Play-Off turu rövanş mücadelesinde Medical Park Stadı’nda AEK’yı ağırlayacak olan Trabzonspor, 1 Eylül’de ise Süper Lig’in 3’üncü haftasında deplasmanda Fenerbahçe’ye konuk olacak. Bordo-mavililer böylece 1 Eylül’e kadar 3’ü deplasman, 2’si evinde olmak üzere toplamda 17 günlük süreçte 5 müsabakaya çıkmış olacak.

UĞURCAN VE NOVAK’TAN TUR YORUMU

Avrupa’da yoluna devam eden Trabzonspor’da kaleci Uğurcan Çakır, dünkü maçın ardından yaptığı değerlendirmede, “Bu sezonun evimizdeki ilk maçımızda hem galip gelip hem tur atlamak çok önemliydi. Çok şükür bunu başardık. Bir sonraki elemeyi de kayıpsız geçip Avrupa Ligi’nde gruplara kalmayı istiyoruz. Hedeflerimiz doğrultusunda çalışmaya devam” dedi. Karşılaşmada galibiyet golünü kaydeden sol bek oyuncusu Filip Novak ise “Bir sonraki turda görüşmek üzere” ifadesini kullandı.

SORLOTH 2’DE 2 YAPTI

Trabzonspor’un yeni transferlerinden forvet oyuncusu Alexander Sörloth, oynadığı iki resmi maçta da gol atmayı başardı. Bordo-mavililerin satın alma opsiyonuyla kiraladığı 23 yaşındaki genç forvet oyuncusu, UEFA Avrupa Ligi 3’üncü eleme turunda Sparta Prag ile oynanan iki karşılaşmada da 1’er gol kaydetti. Sörloth’un bu iki maçta ortaya koyduğu performans da beğeni topladı.

YEREL GAZETELERDEN ‘FIRTINA FİŞİ ÇEKTİ” YORUMU

Yerel gazeteler, UEFA Avrupa Ligi 3’üncü eleme turu rövanş karşılaşmasında sahasında Sparta Prag’ı 2-1 mağlup ederek adını Play-Off’a yazdıran Trabzonspor için ‘fişi çekti’ yorumunu yaptı. Taka gazetesi, “Mekanın sahibi Avrupa’da coştu”, “Fırtına 2-2’nin rövanşında Sparta Prag’ı Sörloth ve Novak’ın golleriyle mağlup ederek adını Play-Off’a yazdırdı”, Sonnokta gazetesi, “Çektik fişi, aldık bileti. AEK kolla kendini”, “Trabzonspor Prag’ı eledi, Yunan rakibine gözdağı verdi”, Günebakış gazetesi, “Trabzon fişi çekti”, “Trabzonspor, Çekya ekibi Prag’ı şamarladı, Avrupa Ligi yolunda şimdi sıra AEK’ya geldi”, Karadeniz gazetesi, “Novak fişi çekti”, “Fırtına, Play-Off turuna genç Norveçli Sörloth ve ‘arka direk’ Novak’ın golleriyle uzandı” ifadelerine yer verdi.

Trabzonspor, transferi KAP'a bildirdi

Trabzonspor Kulübü'nün Yusuf Yazıcı transferi karşılığında Lille'den kadrosuna kattığı Edgar Miguel Le, 1 yıllığına Feyenoord'a kiralandı.
Bordo-mavililerin KAP'a yaptığı açıklama şöyle;
"Profesyonel futbolcumuz Edgar Miguel IE'nin, 2019-2020 futbol sezonu için Hollanda'nın Feyenoord Rotterdam Kulübüne geçici transferi konusunda anlaşma sağlanmıştır. Yapılan anlaşmaya göre futbolcumuz Edgar Miguel IE'nin 2019 -2020 sezonundaki tüm hak ve alacakları, Feyenoord Kulübü tarafından karşılanacaktır."
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]

Kıbrıslı Türklerin hakları nasıl?

ABD'li yetkililer, bir gün geçmeden ABD yetkilileri olmadan, Rus S-400 hava savunma sistemlerini satın alma planları veya Türk makamlarına Kıbrıs Adası'ndaki hidrokarbon rezervlerinin sondajına başlaması için baskı yapma planları nedeniyle eleştiriliyor.
Ancak ikincisi, ABD’li politika yapıcıların gözünde giderek daha acil hale geliyor. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matthew Palmer’ın Lefkoşa’ya yaptığı son ziyaret, Washington ve Lefkoşa arasındaki ikili ilişkilerin seviyesinin yükseltilmesinde oldukça önemli görünüyor. Türkiye’nin bölgedeki faaliyetleri ve Kıbrıs’taki onlarca yıllık ABD silah ambargosu kaldırılmasının Palmer’ın gündeminde olduğu bildiriliyor.
İki ülke arasındaki bu yeni ilişki, adadan nispeten zengin hidrokarbon rezervlerinin keşfedilmesiyle kesinlikle ilgili, ayrıca ExxonMobil ve Noble Energy gibi ABD'nin dev enerji şirketlerinin gaz alanlarına girmesinin önünü açıyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu İsrail’deki üçlü zirveye göndererek Yunanistan, İsrail ve Yunan Kıbrıs’ın ortak çabalarına çoktan siyasi destek vermişti.
İsrail'den Yunanistan'a Kıbrıs üzerinden uzanan bu yeni eksen, Doğu Akdeniz’deki ABD’nin etkisini görünür bir görünürlükle artıracaktır. Bu aynı zamanda ABD’nin bölgedeki Rus etkisine karşı çıkmasına yardımcı olacak, tabii ki, Lefkoşa ile Moskova arasındaki ortak Ortodoks değerlerine dayanan geleneksel bağlar bu Kıbrıslı Amerikan’ın yakınlaşmasının bir sonucu olarak zarar görecekti.
'Kaynaklar paylaşılmalı'
Bölgedeki bu yeni denklemin bir başka boyutu, Kıbrıslı Rumların, uluslararası şirketlerin ve uluslararası toplumun en az endişe duyduğu bir konu olan Kıbrıslı Türklerin haklarına tekabül ediyor.
ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Judith Garber, bu yönünü geçtiğimiz hafta Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades’in varlığında yaptığı açıklamada dile getirdi.
ABD’nin, Kıbrıs’ın kendine özgü ekonomik bölgesinde kaynak geliştirme hakkını tanıdığını belirterek, “Bu kaynakların, her iki toplum arasında da genel bir yerleşim bağlamında eşit bir şekilde paylaşılması gerektiğine inanıyoruz. Bu tür kaynakların yakında birleşik bir Kıbrıs’a fayda sağlayacağı konusundaki en büyük umudumuz ”dedi.
Büyükelçi’nin açıklamaları, Kıbrıs hükümetinin, 18 yıl boyunca Afrodit gaz alanından yararlanarak 9,3 milyar dolar kazanacağı Shell, Noble Energy ve İsrail’in Delek’iyle anlaşmalı bir anlaşma imzalamasından bir gün sonra geldi. Tahminlere göre, Kıbrıs doğal gazın kullanım ömrü boyunca yıllık ortalama 520 milyon dolarlık gelir elde edecek. Ne yazık ki, Kıbrıs Rumlarının ifadesi, Kıbrıslı Türklerin bu gelire olan haklarından hiç bahsetmedi.
ABD, Kıbrıslı Türklerin de bu kaynaklardan yararlanmaları gerektiği görüşünde samimi olursa, hem Kıbrıslı Rum hükümeti hem de ABD şirketlerine bu konuda baskı yapmalıdır. Washington şeffaf bir işlem kaydı ve gelir paylaşımı için iki toplumlu bir komisyon kurulmasını zorlamalıdır.
Ciddi bir insan hakları ihlali
En önemlisi, bu hareketin Büyükelçi Garber tarafından belirtildiği gibi “genel bir yerleşim bağlamında” değil, hemen yapılması gerektiğidir. Washington’un bakış açısından nasıl göründüğünü bilmiyorum, ancak müzakere anlaşması için umutlar uzun zaman önce Kıbrıs’tan dolayı çöktü.
Tarih acı bir şekilde her zaman on yıllardır süren ihtilaftan en çok acı çeken Kıbrıslı Türkler olduğunu göstermiştir. Yarım asırdan fazla bir süredir dünyanın en anlaşılmaz ve kapsamlı ambargolarından birinin konusu olmuştur.
Çok uzun zaman önce değil, sadece 15 yıl önce, Kıbrıs Türk toplumunun üçte ikisi adanın birleşmesi için ilk ve tek referandumu onaylarken, Yunan tarafı ezici bir şekilde reddetti. İkincisi, eskilerin izolasyonu devam ederken, barış anlaşmasını çöktükten sadece bir hafta sonra Avrupa Birliği’ne kabul edildi. Daha esnek bir ticaret için AB tarafından Türk tarafına verilen sözler hiç tutulmamıştır.
(Şu anda, Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki silah ambargosunu kaldırmaktan bahsedenler, Annan Planının Türkiye'den ve Yunanistan'dan sembolik bir sayıda askerin varlığıyla askerli bir ada öngördüğünü hatırlatmalı.)
Bu semtte yüksek politika ve kazançlı ekonomik anlaşmalara karışmış olanların, Kıbrıslı Türklerin haklarının göz ardı edilmesinin gelecekte olası davalarla ciddi bir insan hakları ihlali teşkil edeceğini hatırlatması gerekir.
Kıbrıslı Türk makamlar, konuyu uluslararası mahkemelere götürme niyetleri nedeniyle Kıbrıs'ın tartışmalı sularında hidrokarbon faaliyetlerinde bulunan bu uluslararası şirketleri zaten bildirmişlerdir.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]

Hilalin ilk cute cut videosu İlk video~Gacha life~Gacha_İkili(っ˘ω˘ς ) - YouTube YENİ İKİLİ - YouTube Bitirim ikili 3-Asyalı bir polisle ateşli oyun - YouTube Altin ikili ilk videomuz - YouTube

Sizde ücretsiz demo hesap oluşturarak, İkili Opsiyon'u uzmanından öğrenin. 100.000 $ sanal para ile öğrenirken, risk almayın. İkili ilk olarak yönetmenliğini Memduh Ün'ün yaptığı Gelincik filmi ile izleyici karşısına çıktı. 45/51. Büyük gişe başarısı elde eden filmin ardından Girik ve Arkın ... İlk ismin ilk harfi büyük harfle yazılır, diğer harfler küçüktür. İkinci ad bir tamamlayıcı kelimedir, yani canlının çeşidini açıklar. İlk olarak Carolus Linnaeus tarafından yapılan bu adlandırmaya ikili adlandırma denir. Akrabalık derecesini gösteren ilk isimdir, yani bu iki canlının aynı cinsten oldukları ... Bu şaheser oldukça uzun bir zaman sonra Türkiye’de ilk kez 12 Ağustos’ta gösterime girecek. Veronique’in İkili Yaşamı’nı daha önce izlemiş olsanız bile bu görselliğin tadına varabilmek için bir kez de beyazperdede izlemeye değer derim. Bitirim İkili 1 Türkçe Dublaj izle Rush Hour 18 Sep 1998. PG-13 1998 98 min Aksiyon, Gerilim, Komedi, Su ...

[index] [3734] [2703] [541] [7425] [3198] [3310] [651] [6345] [4374] [2296]

Hilalin ilk cute cut videosu

Eğlenmek isteyen herkesi kanalımıza bekleriz iyi seyirler SPONSORLUK VE İŞ GÖRÜŞMELERİ İÇİN Vb [email protected] Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Muhteşem İkili'nin 1 Kasım Perşembe günü yayınlanan ilk bölümünde Barca ve MKC'nin kaderleri, bir uyuşturucu baskını sonrası birleşiyor! Biri Anadolu (Barca)... Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Muhteşem İkili Resmi YouTube sayfası Dizinin full bölümleri için : https://www.kanald.com.tr/muhtesem-ikili/bolumler Biri Anadolu diğeri Avrupa Yakasının en ...

http://forex-portugal.tradeforexonline.pw