Japonya, beşinci nesil savaş uçağı projesi F-3 / F-X'e iş ...

Biyolojik lrkçılıktan Kültürel lrkçılığa Geçiş

Biyolojik lrkçılıktan Kültürel lrkçılığa Geçiş
https://preview.redd.it/d950gq23min41.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=0da9b17cee7ac60c782fb38db90ba6ff0a566d13
Avrupalılar yüz yıl önce kimi ırkların, bilhassa beyaz ırkın, doğası gereği diğer ırklardan üstün olduğuna kesin gözüyle bakıyordu. 1945 sonrası bu tarz görüşler giderek daha çok kınanmaya başlandı. Irkçılık sadece ahlaken rezil değil bilimsel açıdan da asılsız bulunuyordu. Fen bilimleriyle uğraşanlar, özellikle de genetikçiler Avrupalı, Afrikalı, Çin ve Amerikan yerlileri arasındaki biyolojik farkların göz ardı edilebilir düzeyde olduğuna dair oldukça sağlam kanıtlar ortaya koydu.
Ancak aynı zaman zarfında antropologlar, sosyologlar, tarihçiler, davranış bilimciler hatta beyin üzerine çalışan biliminsanları, insan kültürleri arasındaki bariz farklara dair bol miktarda veri topladı. Nitekim tüm insan kültürleri özünde aynıysa antropolog ve tarihçilere ne diye ihtiyaç duyalım? Ne diye afaki farkları çalışmaya kaynak ayıralım? En azından Güney Pasifik ve Kalahari Çölü’nde düzenlenen pahalı saha çalışmalarını finanse etmeyi bırakıp, Oxford ya da Boston’daki insanları incelemekle yetinmemiz gerekir. Kültürel farklar önemsizse Harvard’daki lisans öğrencileriyle ilgili keşfettiklerimiz Kalahari’nin avcı toplayıcı insanları için de geçerli olacaktır.
İnsanların çoğu, düşünüp taşınınca, cinsel törelerden tutun da siyasi âdetlere pek çok alanda, insan kültürleri arasında kayda değer farklar bulunduğu sonucuna varır. O zaman bu farkları nasıl ele alacağız? Kültürel izafiyeti savunanlar, fark olmasının hiyerarşi olacağı anlamına gelmeyeceğini ve asla bir kültürü diğerinden üstün tutmamamız gerektiğini ifade ediyorlar. İnsanlar değişik şekillerde düşünüp davranabilirler ama bu çeşitliliği bağrımıza basıp tüm inanç ve göreneklere eşit değer atfetmeliyiz. Maalesef bu tür açık görüşlü tutumlar hakikat karşısında ayakta kalamıyor. İnsanların çeşitliliği, mesele yeme içme ve şiir sözkonusu olduğunda şahane bir şey ama kimse cadı diye insanların yakılmasını, bebek katlini ya da köleliği, Coca-Cola kolonyalizmi ve kapitalizmden korunması gereken büyüleyici insan davranışları sınıfına sokamaz.
Ya da farklı kültürlerin yabancıları, göçmenleri ve mültecileri nasıl karşıladığını düşünün. Her kültürün başkalarını kabul etme ölçüsü farklı. 21. yüzyılın başında Alman kültürü göçmenleri Suudi Arabistan kültüründen daha sıcak karşılıyor. Bir Müslümanın Almanya’ya göç etmesi Hıristiyan birinin Suudi Arabistan’a göç etmesinden çok daha kolay. Hatta Suriyeli Müslüman bir mültecinin Almanya’ya göç etmesi muhtemelen Suudi Arabistan’a göç etmesinden daha kolay Almanya, Suudi Arabistan’dan çok daha fazla Suriyeli mülteci kabul etti. Aynı şekilde deliller, 21. yüzyılın başında Kaliforniya’daki kültürün göçmenlere Japonya’dakinden çok daha sıcak baktığını gösteriyor. Bu doğrultuda yabancılara hoşgörü göstermek ve göçmenleri kucaklamak iyi bir şeydir diye düşünüyorsanız, en azından bu konu dahilinde, Alman kültürünün Suudi Arabistan kültüründen üstün, Kaliforniya kültürünün Japon kültüründen daha iyi olduğunu da düşünmeniz gerekmez mi?
Ayrıca iki kültürel norm teoride eşit sayılsa bile, göç gibi uygulamalı bir bağlamda, göç edilen ülkenin kültürünün daha iyi olduğunu düşünmek gerekçelendirilebilir. Bir ülkenin koşullarına uygun düşen norm ve değerler, başka koşullarda o kadar iyi işlemeyebilir. Somut bir örneği mercek altına alalım. Yerleşmiş önyargıların tuzağına düşmemek için iki ülke kurgulayalım. Birinin adı Soğukistan, diğerininki Sıcakya olsun. Bu iki ülkenin pek çok kültürel farkı var. İnsan ilişkileri ve bireylerarası çatışmalar konusunda da tutumları farklı. Soğukistanlılara küçüklüklerinden itibaren okulda, işyerinde ve hatta aile içinde biriyle anlaşmazlığa düştüklerinde bile, en iyisinin duygularını bastırmak olduğu öğütlenmiş. Bağırıp çağırmaktan, öfke emareleri göstermekten ya da diğer insanlara meydan okumaktan kaçınmak gerek; öfkeyle kalkan zararla oturur. En doğrusu insanın duygularıyla başa çıkıp ortamın yatışmasını beklemesi. Bu süre zarfında sözkonusu kişiyle iletişim kurmamalı, karşılaşmak kaçınılmazsa mesafeli ama nazik davranıp hassas konulara hiç girilmemeli.
Sıcakyalılarsa tam tersine çocukluklarından itibaren çatışmaları dışa-vurmayı öğrenmiş. Kendinizi bir anlaşmazlığın ortasında bulursanız konuyu havada bırakıp duygularınızı bastırmayın. İlk fırsatta içinizi dökün. Sinirlenmek, bağırıp çağırmak ve tam olarak ne hissettiğinizi karşınızdakine göstermek normaldir. Meseleler ancak böyle, dürüst ve doğrudan davranarak beraberce çözülür. Yıllarca sürebilecek bir anlaşmazlığa yol açmaktansa bir gün bağırıp çağırarak konuyu çözebilirsiniz ve karşılıklı meydan okumak hiçbir zaman hoş olmasa da sonrasında herkes çok daha iyi hisseder.
Bu iki yöntemin de olumlu ve olumsuz tarafları var ve hangisinin daha iyi olduğunu söylemek zor. Peki ya Sıcakyalı biri Soğukistan’a göç eder ve bir Soğukistan şirketinde çalışmaya başlarsa?
Sıcakyalı ne zaman diğer çalışanlarla anlaşmazlığa düşse, dikkatleri soruna yoğunlaştırıp meselenin çabucak hallolmasına yarayacağını düşündüğünden, masaları yumruklayıp avazı çıktığı kadar bağırıyor. Yıllar sonra üst düzey bir pozisyon boşalıyor. Sıcakyalı gerekli tüm vasıflara sahip olsa da patron Soğukistanlı bir çalışanı terfi ediyor. Niye diye sorulduğunda, “Evet, Sıcakyalının pek çok yeteneği var ama insan ilişkileri çok sorunlu. Çabuk sinirleniyor, gereksiz yere gerginlik yaratıyor ve şirket kültürümüzü zedeliyor,” diye açıklıyor. Bu değerlendirmeden Soğukistan’a göçeden diğer Sıcakyalılar da payına düşeni alıyor. Çoğu ancak düşük mevkilerde çalışabiliyor ya da iş bile bulamıyor çünkü yöneticiler Sıcakyalıların çabuk sinirlenen ve sorun çıkaran insanlar olduğunu varsayıyor. Sıcakyalılar bir türlü üst düzey mevkilere çıkamadıkları için Soğukistan’ın kurumsal kültürünü değiştirmeleri zor.
Aynı şey Sıcakya’ya göç eden Soğukistanlıların da başına geliyor. Sıcakya’da bir şirkette çalışmaya başlayan bir Soğukistanlı kısa sürede burnu büyük ya da soğuk nevale diye nam salıyor ve doğru dürüst arkadaş edinemiyor. İnsanlar kendisini samimiyetsiz buluyor ve temel insan ilişkisi becerilerinden yoksun olduğunu düşünüyorlar. Asla üst düzey bir pozisyona gelemiyor ve bu yüzden de şirket kültürünü değiştirme fırsatı yakalayamıyor. Sıcakya müdürleri, çoğu Soğukistanlının samimiyetsiz ya da utangaç olduğu sonucuna varıyor ve müşterilerle iletişim ya da diğer çalışanlarla yakın işbirliği gerektiren pozisyonlara Soğukistan’ dan gelenleri almayı tercih etmiyorlar.
Bu iki durum da düpedüz ırkçılık gibi görünebilir. Ama burada sözkonusu olan ırkçılık değil “kültürcülük”tür. İnsanlar cephenin başka bir alana kaydığını fark etmeden geleneksel ırkçılığa karşı kahramanca savaşmayı sürdürüyor. Geleneksel ırkçılık sönüp gidiyor ama dünya artık “kültürcülük” taslayanlarla dolup taşıyor.
Geleneksel ırkçılık sırtını biyoloji kuramlarına dayamıştı. 1890’larda ya da 1930’larda Birleşik Krallık, Avustralya ve ABD gibi ülkelerde yaşayanlar kalıtsal bir biyolojik unsurun Afrikalı ve Çinli insanları yapı itibarıyla Avrupalılardan daha az zeki, daha az girişken ve daha az ahlaklı yaptığına inanıyorlardı. Sorun kanlarındaydı. Bu tarz görüşler hem siyasi arenada saygı görüyor hem de bilimsel altyapıyla destekleniyordu. Oysa günümüzde pek çok insan ırkçı beyanlarda bulunsa da bu görüşler hiçbir bilimsel altyapıya sahip değil ve öyle bir siyasi saygı da görmüyor; tabii kültürel terimlerle başka bir şekilde ifade edilmedilerse. Siyahlar genlerinin niteliği düşük olduğu için suç işlemeye eğilimlidir deme modası geçti; artık işlevsiz altkültürlerden geldikleri için suç işlemeye meyilliler demek moda.
Örneğin ABD’de kimi parti ve liderler ayrımcı politikaları açıkça destekleyip sık sık Afrika ve Latin kökenli Amerikalılar ve Müslümanlar hakkında atıp tutuyorlar ama DNA’larında bir sorun var demiyorlar. Sıkıntının kaynağı olarak kültürleri gösteriyorlar. Dolayısıyla Başkan Trump Haiti, El Salvador ve kimi Afrika ülkelerine “bok çukuru” yakıştırması yaparken, belli ki bu yerlerin kültürleriyle ilgili görüşünü beyan ediyor, genetik yapılarına dair bir şey söylemiyordu.2 Trump başka bir seferinde ABD’ye göç eden Meksikalılar hakkında şu şekilde konuşmuştu: “Meksika bize insan gönderdiğinde en iyileri göndermiyor. Bir sürü sorunu olan insanlar gönderiyor ve bu sorunlar buraya taşınıyor. Uyuşturucu getiriyorlar. Suç getiriyorlar. Tecavüzcü bunlar. Sanıyorum bir kısmı da iyi insandır.” Bu çok yakışıksız bir iddia ama biyolojik açıdan değil sosyolojik açıdan yakışıksız. Trump Meksikalı kanı iyilikten nasibini almamıştır demiyor; iyi Meksikalılar Rio Grande’nin güneyinde kalıyor diyor sadece.’
Tartışmanın odağında yine de insan bedeni; Latin Amerikalı bedeni, Afrikalı bedeni, Çinli bedeni var. Ten rengi pek bir mühim. Derinizde fazlaca melanin pigmentiyle New York sokaklarında dolanıyorsanız, nereye gidiyor olursanız olun, polis size şüpheyle yaklaşır. Ama hem Başkan Trump hem de Başkan Obama gibiler ten renginin önemini kültürel ve tarihsel bağlamda ifade eder. Polisin ten renginize şüpheyle yaklaşmasının altında yatan gerekçe biyolojik değil tarihseldir. Tahminen Obama ve benzerleri, polisin önyargısının kölelik gibi olumsuz tarihsel hatalardan kaynaklandığını açıklayacaktır. Trump ve benzerleriyse siyahların suç işlemesini, beyaz liberaller ve siyah toplulukların yaptığı tarihsel hataların olumsuz mirası olarak görecektir. Her iki koşulda da Delhi’den gelmiş Amerikan tarihinden bihaber bir turist bile olsanız bu tarihin yol açtığı sonuçların vebalini çekmek zorunda kalırsınız.
Biyolojiden kültüre geçiş, anlamsız bir teknik dil değişikliği değil. Uygulamaya etki eden kimi iyi kimi kötü sonuçlar doğuran kapsamlı bir geçiş. Öncelikle, kültür biyolojiden daha kolay şekillendirilebilir. Bu bir yandan günümüzde kültürcülük yapanların geleneksel ırkçılardan daha hoşgörülü olabileceği anlamına geliyor; “ötekiler” kültürümüzü benimserse onları kendimizle bir tutarız diye düşünebilirler. Öte yandan, bunun sonucunda “ötekiler” asimile olmaya çok daha fazla zorlanabilir ve başarı gösteremezlerse çok daha sert eleştirilere maruz kalabilirler.
Koyu tenli bir insanı ten rengini açmıyor diye suçlayamazsınız ama insanlar Afrikalıları ya da Müslümanları Batı kültürünün norm ve değerlerini benimsemiyorlar diye suçlayabilirler ve suçluyorlar da. Böyle suçlamaların ille de geçerli bir sebebi olması gerekir anlamına gelmez bu. Çoğu durumda hâkim kültürü benimsemek için pek fazla sebep yoktur ve çoğu başka durumda da gerçekleşmesi neredeyse imkânsız bir hedeftir bu. Yoksulluğun kol gezdiği varoşlardan gelen Afrika kökenli Amerikalılar, hegemonyacı Amerikan kültürüne uyum sağlayabilmek için ne kadar gayret etseler de öncelikle kurumsal ayrımcılığa maruz kalabilir, sonra da yeterince çaba sarfetmemekle suçlanarak çektikleri sıkıntının tek suçlusu kendileriymiş konumuna düşürülebilirler.
Biyolojiden bahsetmekle kültürden bahsetmek arasındaki kilit farklardan biri de Soğukistan’la Sıcakya örneğinde olduğu gibi geleneksel ırkçı bağnazlığının aksine kültürcülük savlarının ara sıra akla yatkın gelebilme-sidir. Sıcakyalılarla Soğukistanlıların gerçekten de insan ilişkilerinin farklı tarzlarda kendini gösterdiği farklı kültürleri var. İnsan ilişkilerinin pek çok iş dalında önem taşıdığını düşünürsek, Sıcakyalı bir şirketin Soğukistanlıları kendi kültürel mirasları doğrultusunda davrandıkları için cezalandırması ahlaken yanlış mıdır?
Antropologlar, sosyologlar ve tarihçiler bu konuda ciddi kaygılar taşıyorlar. Bir yandan tüm bu söylem tehlikeli ölçüde ırkçılığa yakın duruyor. Öte yandan kültürcülüğün ırkçılığa kıyasla çok daha sağlam bir bilimsel altyapısı var ve özellikle beşeri bilimler ve sosyal bilimler alanlarında çalışanlar kültürel farkların varlığını ve önemini reddedemezler.
Elbette bazı kültürcü savları kabul etsek de hepsini kabul etmek zorunda değiliz. Çoğu kültürcü sav üç ortak kusurdan mustariptir. Birincisi, kül-türcüler genellikle yerel üstünlüğü nesnel üstünlükle karıştırırlar. Dolayısıyla Sıcakya yerelinde çatışmaları Sıcakya usulü karara bağlama yöntemi, Soğukistan yönteminden pekâlâ üstün olabilir. Bu durumda Sıcakya’da faaliyet gösteren Sıcakya şirketi, Soğukistanlı göçmenlerin orantısız biçimde cezalandırılmasına yol açacak şekilde, içe kapanık çalışanlara ayrımcılık yapmakta haklı sebeplere sahiptir. Fakat bu Sıcakya yönteminin nesnel üstünlüğe sahip olduğu anlamına gelmez. Sıcakyalılar Soğukyalılardan bazı şeyler öğrenebilir ve durum değişirse, örneğin Sıcakyalı şirket küreselleşip farklı ülkelerde şube açarsa, çeşitlilik birdenbire kıymete binebilir.
İkincisi, net bir ölçüt, zaman ve yer tanımladığınızda kültürcü savlar ampirik açıdan doğru olabilir. Ama insanlar beklenmedik bir sıklıkla çok fazla genel kültürcü iddialarda bulunurlar ve bunlar da hiçbir şey ifade etmez. Dolayısıyla, “Soğukistan kültürü Sıcakya kültürüne oranla ulu orta öfke patlamalarına karşı daha az hoşgörülüdür,” demek mantıklı bir iddia olabilirken, “Müslüman kültürü aşırı hoşgörüsüz,” demek hiç de mantıklı değildir. İkinci iddia oldukça muğlaktır. “Hoşgörüsüz” derken neyi kastediyoruz. Kime ya da neye karşı? Bir kültür, dini azınlıklara ve sıradışı siyasi görüşlere karşı hoşgörüsüzken obezlere ve yaşlılara karşı son derece hoşgörülü olabilir. Ayrıca “Müslüman kültürü” derken neyi kastediyoruz? 7. yüzyıl Arap Yarımadası’ndan mı bahsediyoruz? 16. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’ndan mı? 21. yüzyılın başındaki Pakistan’dan mı? Son olarak, ölçütümüz ne? Dini azınlıklara hoşgörüyle bakacaksak ve 16. yüzyılın Osmanlı İmparatorluğu’yla 16. yüzyıl Batı Avrupa’sını kıyaslarsak Müslüman kültürün inanılmaz hoşgörülü olduğu sonucuna varırız. Taliban yönetimindeki Afganistan’la çağdaş Danimarka’yı kıyaslarsak bambaşka bir sonuca varırız.
Ama kültürcü savların en büyük sorunu, istatiksel bir yapıya sahip olmalarına rağmen sık sık bireylere ayrımcılık yapmak için kullanılıyor olmalarıdır. Sıcakya yerlisi biriyle Soğukistanlı bir göçmen Sıcakya’daki bir şirkette açılan aynı pozisyona başvurduğunda yönetici, “Soğukistanlılar soğuk ve çekingendir,” diye Sıcakyalıyı işe almayı seçebilir. Bu istatiksel olarak doğru olsa bile belki sözkonusu Soğukistanlı, Sıcakyalı adaydan daha sıcakkanlı ve girişkendir. Kültür önemlidir ama insanlar aynı zamanda genleri ve kişisel geçmişleri doğrultusunda da şekillenir. Bireyler genellikle istatiksel kalıpları yıkarlar. Şirketin donuk insanları değil de girişkenleri tercih etmesi anlaşılır bir şey ama Soğukistanlıları değil de Sıcakyalıları tercih etmesi mantıklı değil.
Ancak tüm bunlar kültürcülüğü tamamen geçersiz kılmak yerine birtakım kültürcü savları yola getiriyor. Bilimsel bir temeli bulunmayan bir önyargıdan ibaret ırkçılığın aksine, kültürcü savlar bazen oldukça doğru görünür. İstatistiklere bakar ve Sıcakyalı şirketlerin yüksek mevkilerde çok az Soğukistanlı istihdam ettiğini görürsek bunun sebebi ırkçı ayrımcılıktan ziyade akıllıca verilmiş bir karar olabilir. Soğukistanlı göçmenler bu duruma içerleyip Sıcakya’nın göçmenlik şartlarını yerine getirmediğini iddia etmeli mi? Sıcakya şirketleri “pozitifayrımcılık” yaparak Sıcakya’nın asabi iş kültürünü yatıştırma umuduyla daha çok Soğukistanlıyı yönetici konumuna mı getirmeli? Belki de suç yerel kültüre uyum sağlamayı başaramayan Soğukistanlılarındırve Soğukistanlıların çocuklarına Sıcakya norm ve değerleri aşılamak için daha çok ve daha etkili çaba sarfetmemiz gerekiyordur.
Kurmaca âleminden gerçek dünyaya dönersek, Avrupa’da cereyan eden göç tartışmasının hayırla şer arasındaki, sağı solu belli bir savaş olmanın çok uzağında kaldığını görürüz. Tüm göçmenlik karşıtlarına “faşist” yaftası yapıştırmak da tüm göçmenlik taraftarlarının “kültürel intihara” meyilli olduğu sonucuna varmak da doğru olmaz. Bu yüzden göçmenlik meselesi pazarlık edilemez ahlaki bir buyruk hakkında ödün verilmeden sürdürülen bir mücadele şeklinde yürütülmemeli. Standart demokratik prosedürlerle kara-ra bağlanması gereken iki meşru siyasi duruş arasındaki bir tartışmadır bu.
Şimdilik Avrupa’nın, değerlerini paylaşmayan insanlar tarafından sarsılmadan kapılarını yabancılara açık tutabilmesini sağlayacak bir orta yol bulup bulamayacağı meçhul. Avrupa böyle bir yol bulabilirse belki bu formül küresel ölçekte de uygulanabilir. Fakat Avrupa projesi başarısız olursa bu özgürlük ve hoşgörü gibi liberal değerlere inancın dünyanın kültürel çatışmalarını çözmeye ve insanlığı nükleer savaş, ekolojik çöküş ve teknolojik sıçrama karşısında birleştirmeye yetmediğinin göstergesi olur. Yunanlar ve Almanlar ortak bir kadere rıza gösteremiyor ve 500 milyon varsıl Avrupalı birkaç milyon yoksul mülteciyi bünyesinde barındıramıyorsa, insanlığın küresel medeniyeti sarıp sarmalayan çok daha yoğun çatışmaların altından kalkmakta nasıl bir şansı olabilir ki?
Avrupa ve dünyanın tamamıyla daha iyi bütünleşmek ve sınırlarla zihinleri açık tutmakta yardımcı olabilecek şeylerden biri de terörizm kaynaklı histerinin şiddetini azaltmak. Avrupa’nın özgürlük ve hoşgörü alanlarındaki deneyinin abartılı bir terör korkusu sebebiyle dağılması büyük bir talihsizlik olur. Bu durum teröristlerin amaçlarına ulaşmasını sağlamakla kalmaz, bu bir avuç fanatiğin eline insanlığın geleceği hakkında çok ama çok büyük bir söz hakkı verir. Terörizm insanlığın marjinal ve zayıf bir kesiminin silahı. Peki nasıl oldu da böylesi bir şey küresel siyasete yön verir hale geldi?
Yuval Noah Harari
  1. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/biyolojik-lrkciliktan-kulturel-lrkciliga-gecis-yuval-noah-harari/?utm\_referrer=https%3A%2F%2Fzen.yandex.com&utm\_campaign=dbr
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]

Tessa Blanchard Hard to Kill medya gününde yer almadı ve HMW şovlarından çekildi

Bu gece IMPACT Hard to Kill'de Sami Callihan ile IMPACT World Championship maçına çıkacak olan Tessa Blanchard Japonya'da Black Rose'un suratına tükürüp "zenci" kelimesini kullanması ve başka güreşçilere de zorbalık yaptığı suçlamalarından sonra Hard to Kill medya gününe katılmadı. Ayrıca Heavy Metal Wrestling isimli şirket Blanchard'ın bu suçlamalar sebebiyle şovlarından çekildiğini açıkladı.
Tessa Blanchard ise bu suçlamaları reddetmişti.

https://411mania.com/wrestling/tessa-blanchard-doesnt-appear-at-impact-hard-to-kill-media-day-removed-from-heavy-metal-wrestling-show/
submitted by MachineKeyboard to HotTagTurkey [link] [comments]

Pacific Rim'in Son Bölümünden Notlar

Chris Jericho, Pacific Rim'in son bölümüne konuk oldu. Wrestling Observer bu bölümü ücretsiz yayınladı. Bende bazı notlar aldım.















submitted by PWGfan to HotTagTurkey [link] [comments]

Karşıyaka Sharp Servisi

Karşıyaka Sharp Servisi

Karşıyaka Sharp Servisi
Gelişen küresel dünyada önemli bir sektör haline gelen elektrikli ev aletleri sektörü bugün global anlamda dünyayı sarmaya devam etmektedir.Özellikle bu konuda öne çıkan Batılı ülkelerin yanısıra Doğu ülkelerde bu sektörde baş göstermektedir.Yıllar önceden filizlenen ve günümüze kadar sanayi devrimi ile temelleri atılan dünya,bugün teknoloji kavramını gelişmenin öncüsü saymış son yüzyıllardan verdiği ehemmiyetle sektörü önemsediğini kanıtlamıştır.Rekabetin yüksek olduğu elektrikli ev aletleri sektöründe ise sayılı firmalar rekabet ortamından sıyrılmış ve günümüze kadar gelerek müşterilerinin ihtiyaçlarına ve zevklerine hitap edebilmişlerdir.

Sharp Markası

Bu konuda öncü firmalardan biri olan ve ülkemizde elektrikli ev aletleri ile var olan Sharp 1912 yılında tüketici elektroniği üretmek amacı ile Japonya'nın Tokyo şehrinde kurulmuştur.Misyonlarında ve vizyonlarında daima özgünlüğü hedefleyen şirket günümüzde küresel bir şirket haline gelmiş ve bugün Kuzey Amerika,Avrupa,Asya Pasifik,Afrika ve Ortadoğu,Latin Amerika gibi ülkelerde ürün portföyünü arttırarak müşteri kapasitesini arttırmıştır.Teknolojilerini üretirken kişisel zamanınız ile iş zamanınız arasındaki dengeyi sağlayan ürünler üreten Sharp markası bugün tüketici elektroniğinde büyük bir marka haline gelmiş ve sektöründe sıkça tercih edilen markalar arasında yer almayı başarmıştır.Günümüz yüzyılında önemli bir yere sahip olan elektrikli ev aletlerini üretirken yeni yaşam tarzlarına uyum sağlayacak cihazlar üreten şirket bugün üretim kapasitesini arttırıp tüketimi azaltma yolunda önemli başarılara imza atarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Karşıyaka Sharp Servisleri

Peki bizler bu sektörde nerede rol oynuyoruz ? Bizler uzun yıllar önce İzmir'de kurulmuş beyaz eşya klima teknolojileri servisiyiz.Yıllardan bu yana sektörde birçok cihazda tamir,bakım gibi alanlarda servis hizmeti sunmaktayız.Kuruluşumuzun ilk yıllarından bu yana ise Sharp elektrikli ev aletlerine (buzdolabı,klima) "ÖZEL SERVİS" statüsünde teknik destek sunmaktayız.Donanımlı servis araçlarımız ve uzman kadrolarımız ile İzmir ve çevresinde Pazartesi-Cumartesi 09:00-18:00 saatleri arasında Sharp cihazlarınız için servis hizmeti sağlamaktayız.Eğer sizde İzmir'de ikamet ediyor ve Sharp buzdolabınızın veya klimanızın tamir veya bakım gibi işlemlere ihtiyacı olduğunu düşünüyorsanız bizlere en kısa sürede Karşıyaka Sharp Servisi web sayfamızdan veya "0232 348 98 98" numaralı çağrı hattımızdan ulaşabilirsiniz.Bizler Sharp Servisi olarak siz değerli müşterilerimizin çağrılarını her daim bekliyor olacağız.
Bilgilendirme:Burada belirtilen markaların özel servisi olarak hizmet vermekteyiz.Yetkili servisler ile bir ilgimiz bulunmamaktadır.Kullanılan tüm materyaller ilgili firmalara aittir.
submitted by ariston-servisi to u/ariston-servisi [link] [comments]

Flörürlü diş macunu aptallaştırır

⚠️LÜTFEN SONUNA KADAR DİKKATLE OKUYUN!⚠️
➡️FLORÜRLÜ MACUN KULLAN APTALLAŞ!
⚠️Diş macunları ve günlük temizlik ürünlerine eklenen sodyum florid nükleer atıklardan elde ediliyor.⚠️
İddiaların aksine dişleri korumadığı gibi kansere yol açıyor. Bilim adamları yatıştırıcı etkisi nedeniyle de insanları pasifleştirip düşünce meleklerini yok eden sodyum floridden uzak durulması çağışı yapıyor.
♦️NÜKLEER ATIK AĞIZLARDA♦️
Diş macunları, gargaralar, bazı endüstriyel gıdalar, antibiyotikler, antidepresanlar gibi pek çok üründe kullanılan florür ya da fluoride alüminyum imalat ve nükleer sanayinin atık ürünü olan ‘sodyum florür'den başka bir şey değil. Suda çözülen, renksiz, kokusuz ve tatsız olması sebebiyle fare ve haşere zehrinde kullanılan ve hatta panzehiri olmayan bir zehir.
♦️ONUN ADI: ŞEYTAN ZEHRİ♦️
'Şeytan zehri' olarak bilinen fluoride, birçok endüstri dalının depolanması güç bir atığı. 20'nci yüzyılın ikinci yarısında kapitalizm, bu zehirli atığın depolanma maliyetinden kurtulmak için 'florürlü diş macunları' masalını ortaya atarak her ağza sokmayı başardı. 40 bin çocuk üzerinde yapılan incelemeler, fluoridin çürümeye karşı dişleri korumadığı aksine kanser riskini artırdığını ortaya koydu.
♦️SULARIMIZA BİLE ZEHİR EKLETTİLER♦️
Dünyadaki pek çok üniversitenin diş hekimliği ve halk sağlığı bölümlerine, florürün diş sağlığı için faydalı bir şey olduğunu anlatmaları için büyük fonlar sağlandı. Doktorlar reklamlarda oynatıldı. Endüstri baronları, halkın sağlığını korumak için paranın musluklarını açarak hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor, bazı ülkelerde sulara bile Hitlerin savaş silahı florürü eklettiler.
♦️GERÇEKTEN ÇÜRÜKLERİ ÖNLÜYOR MU?♦️
Günümüzde florid en çok diş macunları içerisinde rastlıyoruz ve çürükleri önlemek için kullanıldığı söyleniyor. Peki, gerçekten çürükleri önlüyor mu?
Tabii ki hayır! Flor da klor, brom ve iyot gibi son derece zehirli bir kimyasal. Herkes için özellikle çocuklar için sakıncalı. Geçtiğimiz yıllarda Harvard Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, florürün çocukların nörolojik gelişimlerini negatif yönde etkilediğini bir kez daha ortaya koydu. Lakin kimin umurunda.
♦️KANSERİ ARTIRDI♦️
1977'de ABD Ulusal Kanser Enstitüsü Baş Kimyageri Dr. Dean Burk ve Güvenli Su Derneği (Safe Water Foundation) başkanı Dr. J. Yiamouyiannis yaptıkları araştırmada 40 bin çocuktan iki senede toplanan ham verileri inceledi ve sodyum Dün diş çürümelerine karşı bir başarı sağlamadığı aksine kanser riskini artırdığını ispat ettiler.
♦️FLORÜR KAYNAĞI OLABİLECEK BAZI ÜRÜN VE GIDALAR♦️
Kullandığımız ürünlerin birçoğu aslında ihtiyacımız olmayan ürünler. Fakat uluslararası firmaların birçok üretimi, depolama alanı maliyetinden kurtulmak için kimyasal atıklar üzerinden para kazanabilme amacına dayalı olarak yaratılmış suni ihtiyaçları besliyor. Hem de sağlığımızı yok pahasına.
İşte büyük fonlar sağlanarak içeren bazı ürünler: Floridli diş macunu, bebek maması, hazır çorba, tavuk bulyon, teflon tava veya tencerede pişmiş gıdalar, gazlı içecekler, hazır meyve suları, paketli veya işlenmiş gıdalar, anestezi kimyasalları, endüstriyel tütün/sigara.
♦️DÜŞÜNME MELEKELERİNİ YOK EDİYOR♦️
Floridin yatıştırıcı etkisi var ve bireyleri düşünemeyen pasif insanlar hâline getiriyor. Kimyagerlerin ifade ettiğine göre düzenli florür kullanımıyla beyin bir süre sonra yeteneğini kaybetmeye başlıyor ve düşünemeyen sürülere dönüştürüyor insanları. Liberal kapitalistlerin en büyük amaçlardan biri de bu değil mi?
♦️FLORÜR KULLANMAYI DURDURAN BAZI ÜLKELER♦️
Japonya 1970′lerde sulara eklenmesini yasakladı. Diş macunlarında ise oranı en düşük seviyeye çekti. Ülkede artan şeker tüketimlerine rağmen diş çürüklerinde azalma görüldü.
Küba' da 1990'dan beri şebeke suyuna florür eklenmesi yasak. 1997 Mart'ında yapılan ölçüme göre diş çürükleri ciddi oranda görüldü.
Hollanda'nın Tiel şehrinde 1973′de sulara sodyum florür eklenmesi durduruldu ve 1993′de yapılan araştırma diş çürüklerinde azalma gözlendi.
♦️ABD'NİN ÇİFTE STANDARTI♦️
Diş macunlarının üzerindeki uyarıcı bilgiler ülkeden ülkeye değişiyor. Mesela ABD'de satılan Colg… marka macunlarda şu uyarı notu yer alıyor: “Eğer çocuğunuzun diş macunundan yemiş olduğunu fark ederseniz, derhal yakınınızdaki zehirlenme istasyonuna götürün ve doktorunuz ile temasa geçin.”
Bu uyarı notu diğer ülkelerde 'Çocuğunuzun dişini fırçalarken macunu yutmamasına özen gösterin ve 7 yaşın altındaki çocuklara çok az miktarda diş macunu verin' olarak değişiyor.
♦️HİTLER, KİLESEL İMHA ARACI OLARAK KULLANDI♦️
Yapılan deneyler sonucunda, sularında sodyum florür (NaF) bulunan farelerin Alzheimer benzeri hafıza rahatsızlıklarına yakalanması Alman kimya fabrikası I.G.Farben'i harekete geçirir. Bunu çıkarları için fırsata çevirmek isteyen şirket, sodyum florürden sinir gazı üretimi teknolojisini 1939 yılında ALCOA adlı Amerikan Alüminyum Şirketi'nden satın alır. Ardından Nazi bilim insanları florürün içme suyuna karıştırılması için ilk deneylerini gerçekleştirir. Bu deneylerde içme suyundaki florürün beynin belli bir bölgesini uyuşturduğunu ve bireyin direnme gücünü kırdığını tespit eder. Bu keşiften sonra florür Nazi t mioplama kamplarındaki içme sularına karıştırılır. Sinir hücrelerini tahrip eden ve IQ'yu azaltan florür, beynin belli bir bölgesine tahribat yaparak, kişileri mücadele anında daha az aktif hâle getirdiği tespit edilir.
Bunun üzerine dünyanın en büyük florür üreticisi olan Alcoa, Dow Chemical, Dupont ve Kellogg şirketleri bütün olayın başını çeken Farben'la bir anlaşma imzalayarak, florürün yaygınlaşması için çalışmalar başlattı. Dahası da II. Dünya Savaşı sırasında florür, nükleer silah yapımı için kullanıldı.
Naziler bunu düşmanlarına yapıyordu, şimdi ise tüm insanlığa aynı uygulanıyor.
UYANIN VE UYANDIRIN ARTIK!!!
Araştıran Hazırlayan Özlem Ayral
submitted by ersagburada to organikurunalisverisi [link] [comments]

Kripto Madencilikte Yüksek Enerji Tasarrufu: ENVION

Kripto Madencilikte Yüksek Enerji Tasarrufu: ENVION Kripto madencilik sektöründe yüksek enerji israfları devri artık Envion mobil madencilikle beraber tarihe karışacak gibi gözükmekte. Kriptocurrency madencileri tarafından ilan edilen politikalar ve kurallar hiç de şeffaf gözükmemektedir. Nitekim, madencilik faaliyetinin büyük kısmı yoksul sosyal ve çevresel standartlara sahip ülkelerde yoğunlaşmaktadır. En kötüsü, bir kaç büyük şirketin şartları dikte etmesi ve demokratik karar alma sürecine girme fikrinin büyük bir zaman kaybı için geride kaldığı gerçeğidir. Dijital enerji tüketimi şüphesiz özel bir itina gerektirir. Dikkate değer olan, mevcut BT ekosisteminin yılda 1500 TWh elektrik tüketmesidir. Başka bir deyişle, Almanya ve Japonya’nın yarattığı güce eşittir. Bu şuanda yeni enerji kaynaklarına (özellikle de yeşil enerji kaynaklarına) yönelen dünya için hiç de görmezden gelinecek bir durum değildir. Hatta önümüzdeki on yılda, dünyanın belli yerlerinde elektriğin kıt hale gelebileceği öngörülmektedir. Diğer bazı bölgelerde ise madencilik elektrik fiyatlarından dolayı uygun olmayabilir. Envion ise işte tam bu bağlamda kurulmuştur. Envion Mobil Madencilik Üniteleri (MMU’lar) doğrudan hidrojen, güneş, rüzgar veya fosil yakıtlı enerji santralleri gibi elektrik kaynaklarına hitap eder.
Envion İş Modeli Envion iş modelinin ana bileşenleri EVN tokenleridir. Envion, her tokenin değerinin 1 dolarla sabitlendiği 150 milyona yakın token vermeye karar verdi.
Nihai pay bölünümü ise: Ödül Programı 2% Envion Danışmanları 5% Kurucular% 10 Yatırımcılar% 83
Envion tokenlerinde ilgi çekici bir şeyler var. Envion tokenleri oy hakkı ile ilişkilendirilir. Şirketin tekliflerini reddetme hakkına sahip olan mülk sahipleri, stratejik karar vermede hayati bir rol oynayabilir. Envion iş modelinin iki önemli bileşeni şöyledir: • Sahiplik İşlemleri • Üçüncü Parti İşlemler
Tescilli işlemler, Envion’un Mobil Madencilik Birimlerinin (MMU) sahibi olduğu ve işlettiği işlemlerdir. Bu operasyon kategorisinde, token sahiplerinin kendileri kazançların %100 yararlanıcısıdır. Üçüncü Parti İşlemleri kategorisinde, bağımsız bir şirketin MMU’ları, operasyonlar bölümünde Envion tarafından yürütülür. Çoğu zaman, bağımsız şirket ya bir kamu hizmeti fonu ya da bir yatırım fonudur. Bu tür iş modellerinde, token sahipleri kazançlarının % 35'ini kullanma hakkına sahiptir.
Benzersiz Satış Önerileri (USP) Envion’un madencilik ünitelerinin düşük fiyatlı yeşil enerji (güneş, rüzgar, hidrojen gibi) ve Envion patentli son teknoloji soğutma üniteleri kullandığı biliniyor. Madencilik için kullanılan her bir enerji birimi geri dönüştürülür ve bu nedenle enerji verimliliği sistemi futuristik bir havaya sokan belki de en büyük avantajlardan biridir.
Envion’un Yaklaşımı Envion’un yaklaşımı üç teknolojiye dayanmaktadır: 1. Merkezi Olmayan Mobil Madencilik Üniteleri 2. Birleşik Madencilik Bulutu (UMC) 3. Global Akıllı Enerji Kaynağı (SES) UMC, MMU’ların otomatikleştirilmiş yerelleşme veri toplama, kontrol ve optimizasyon işlemlerini yönetmekten sorumludur. Buna ek olarak, aynı zamanda servis operasyonlarının değil, bakım operasyonlarının da denetiminden sorumludur. Akıllı Enerji Kaynağı, sadece düşük enerjili fiyatlarla yerleri belirlemekle kalmaz aynı zamanda güvenliğini de sağlayan bir veritabanıdır.
Envion’un Vizyonu Kripto para birimleri, ancak sistem inovasyonu ile birleştiklerinde toplu kabul görmeye başlayabilir. Tek hükümetlere ve güçlü kişilere aşırı bağımlılık, madencilik faaliyetlerinin geleceği için olumlu bir alamet değildir. Envion’un vizyonu, madencilik faaliyetlerine ilişkin geniş karar yönetiminin, kripto topluluğunun izleyicileri tarafından halledildiği merkezi olmayan bir kripto topluluğu oluşturmaktır.
Sisteme olan inancımdan dolayı ısrarla yazdığım, daha önceki yazılarımda da bahsettiğim ve sürekli olarak yeni bilgiler vermeye çalıştığım Envion hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmak isterseniz: Website — https://www.envion.org/en/ White Paper — https://www.envion.org/en/whitepape Instagram — https://www.instagram.com/envion_official/ Facebook — https://www.facebook.com/envion.org Twitter — https://twitter.com/Envion_org Medium — https://medium.com/@envion Video — https://vimeo.com/envion
submitted by ck1903 to u/ck1903 [link] [comments]

Stacey Bendet;Erkeklerin durup bakacağı pantolonlar tasarlıyorum

Lady Gaga, Jennifer Lopez, Michelle Obama, Taylor Swift ve Rihanna gibi isimlerin gözde markası Alive and Olivia’nın yaratıcı direktörü Stacey Bendet ile konuştuk. Bendet hem özel hayatını hem de modayla ilgili düşüncelerini HT Cumartesi’ye anlattı.
Stacey Bendet 50’den fazla ülkede satışı olan Alice and Olivia markasının yaratıcı direktörü hem bir anne hem de bir eş. Her şey tepeden inmemiş, çok çalışmış ve kendi hikâyesini yazmış. Babası kumaş ithalatçısı, annesi giyinmeyi seven yaratıcı bir kadın. Yani modaya ilgisi boşuna değil Bendet’in. Uluslararası ilişkiler ve Fransızca bölümlerini bitirmiş ama genlerinden uzaklaşamamış. Tasarladığı pantolonlarla kısa sürede adını ünlü modacılar arasına yazdırdı. Hatta Lady Gaga, Michelle Obama, Jennifer Lopez, Angelina Jolie gibi isimler de onun tasarımlarını tercih ediyor. Ona göre başarısının sırrı odaklanmak ve işin her şeyden önce gelmesi. Bu lafta değil, geçen hafta Disney’lerin kurucusu Michael Eisner’in oğlu Eric Eisner’dan üçüncü kızını doğurmasına rağmen hemen işinin başına geçti ve sorularımızı yanıtladı.
Bir köyde büyümüşsünüz öyle mi?
Manhattan’da doğdum ve şehir dışında Chappaqua adında küçük bir köyde büyüdüm. Kırsal bir yerdi, bisiklet binerdim, kayalıklara hatta ağaçlara tırmanırdım. Anlayacağınız biraz hırçın bir çocukluk yaşadım. Kız kardeşimle çok oyun oynardık. O, nedense benim tam zıttım ama her zaman yakın arkadaşım oldu.
‘DÖŞEMELİK KUMAŞ BİLE KULLANDIM!’
2001’de Pennsilvania Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Fransızca bölümünden mezun olduktan sonra moda sektöründe internet siteleri yapmaya başladınız. Nasıl bu yola girdiniz?
Dilek beni hakikaten iyi araştırmışsın. Bu bilgileri her yerde bulamazsınız. Tasarım yapmayı hep sevmişimdir. Küçükken saatlerce bebeklerime kıyafetler yapardım. Annem “Bu kız kesin modayla alakalı bir şeyler yapacak” derdi. Paris’te yaşarken moda sektöründe çalışmaya karar verdim. Dikiş kurslarına gittim. Hedefimde büyük bir şirket kurmak yoktu. Önceleri çizgili ve grafik şekillerde tasarımlar yaptım, hatta ilk seferler döşemelik kumaş bile kullandım!
İlk tasarımın pantolon… İyi de pantolon daha zor bir tasarım değil mi?
O zamanlar jean çok modaydı. Kumaş pantolon giymek anne işiydi. Jean kesimini alıp kumaştan bir pantolona dönüştürdüm. Bu parçayı tasarlayıp dikmek zordur çünkü üste iyi oturması gerek. Desenleri ve kesimi kurnazca kullanarak harika bir vücut yaratabilirsiniz. Ben bacakları uzun ve kalçaları erkeklerin durup bakacağı şekilde gösteren pantolonlar tasarlamayı hedeflerim. Vücudu en güzel gösteren kesim alçak beldir, kalçada dar olacak ama bacakların altında bol paça olacak. Bu şekilde vücut daha uzun ve ince görünür.
Alice and Olivia anne ve anneannenizin isimlerinden oluşuyor. Neden?
Aslında Olivia annemin ve Alice de benim çok sevdiğim Japon balığımın adı. Her genç kızın modayla ilgili ilham kaynağı annesidir. Mesela bol paça pantolonların çıkış noktası annemin düğününde çektiği bir fotoğraftı.
Neden düğününde makyajın ve gelinliğin siyahtı?
Kaçtık, gizlice evlendik. Sürpriz yaptık ailelerimize. İlk olarak plajda beyaz bir gelinlikle evlendim. Eşim Eric, kargo şort giydi. İçimizden geldiği gibi giyindik.
‘TRENDLERİ KABUL ET’
Birçok koleksiyon hazırladınız. Peki ya bundan sonra?
Bir gün makyaj koleksiyonu yapmayı düşünüyorum.
Moda dünyası size ne öğretti?
Vizyonunu değiştirme! Trendleri kabul et ama onların peşinden koşma. Alice and Olivia kadınına sadık kal.
Uluslararası projelerinizden bahsedebilir misiniz?
Bu yıl uluslararası ortaklarla Çin, Japonya ve Ortadoğu’da 15 mağaza açacağız.
Başarılı olmak için ünlülerin tasarımlarınızı giymesi şart mı?
Çok ünlü müşterimiz var. Markamızı tercih eden güçlü ve harika kadınları görünce gurur duyuyorum. Beyonce ve Jennifer Lopez de var mesela… Markamız Beyaz Saray’dan sahnelere kadar gidiyor.
En beğendiğiniz kişi kim?
Michelle Obama grafik desenli gömleğimizle harika görünüyor. Ayrıca Lady Gaga en beğendiğim siyah takımlardan biriyle; Beyonce bir gömleğimizle; Rihanna siyah pantolonumuzla favorim.
‘İŞ HER ŞEYDEN ÖNCE GELİR’
İki kızın var, onlardan modayla ilgili ne öğrendiniz?
Kızlarım bana modanın eğlenceli yönünü öğretti. Eloise’in tarzı minimalist. Siyah tayt ve beyaz gömlek giymeyi seviyor, saçını atkuyruğu yapar, yüksek tabanlı spor ayakkabı giyer. Scarlet büyük güneş gözlükleriyle dolaşıyor, taç, tütü, ayağında Dr. Martens veya çizme… O tam bir karakter!
Günümüzün modasında artık stil “güzel” olmaktan çok “cool” olmak.
Ben modaya sanat olarak bakıyorum. Kıyafetler benim için kişinin yansımasıdır. Bence bir kadın hem havalı hem de güzel olabilir.
Röportaj: Dİlek Birgen
submitted by dilekbirgen to Moda [link] [comments]

Japonya’da İşçi olmak ve Şirket Kurmak - YouTube Japon roket kalkıştan dört saniye sonra infilak etti Japonya’da Korona Virüs ve Odaiba Turu TÜRK HALISI bulduk, aldık!  Japonic İneğini Satıp Gittiği Japonya’da Havayolu Şirketi Kuran Abdullah Arpa’nın Muazzam Başarı Öyküsü

Japonya’da Anonim Şirket (Kabushiki Kaisha) kuruluşu uzun ve masraflı bir prosedür gerektirmektedir. Anonim Şirketin ortakları hem gerçek, hem de tüzel kişilik olabilir ve kurucu ortak sayısı konusunda bir sınır bulunmamaktadır. Tek bir yabancı yatırımcı, hisselerin %100’üne sahip olduğu bir anonim şirket kuruluşunu ... Japonya 'da son dönemlerde genç nüfusun azalması ve çalıştıracak işçi bulunamaması nedeniyle 350 şirket kapandı. 11 Ocak 2020 Cumartesi 12:05 Japonya çalıştıracak personel bulamıyor. Japonya merkezli halka açık bir şirket olan Softbank, "Servi" ismini verdiği yeni nesil robot garsonlarının tanıtımını yaptı. Haber Merkezi 29.09.2020 - 15:25 Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) Dubai Finans Piyasası'nda listelenen Gulf Navigation Holding Group adlı şirket, gemilerinden birinin Japonya açıklarında kaza geçirerek battığını duyurdu. DÜNYA, 06 Eylül 2020 Pazar, 18:03. A-A+ Yazdır. Japonya'da Blockchain endüstrisi büyümeyi sürdürüyor: Şirket sayısı 430 oldu. Japon blok zinciri endüstrisi 2019 yılında önemli bir büyüme yaşadı. Monex Crypto Bank, en son raporunda Japonya’daki Blockchain endüstrisinin ciddi ekonomik zorluklar ve küresel bir salgın karşısında büyümeye devam ettiğini bildirdi.

[index] [5472] [4058] [1226] [716] [5897] [6422] [2269] [6738] [5894] [7348]

Japonya’da İşçi olmak ve Şirket Kurmak - YouTube

Japonya’da İşçi olmak ve Şirket Kurmak - Duration: 18:06. Japonya gezgini 6,291 views. 18:06. ... Japonya’da ASLA YAPILMAMASI GEREKEN 9 Şey ... Japonya’da İşçi olmak ve Şirket Kurmak - Duration: 18:06. Japonya gezgini 6,176 views. 18:06. Language: English Location: United States Restricted Mode: Off History Help Bu videoda sizlere Japonya hakkında ilginç ve önemli bulduğum bilgileri verdim. Japonya Asya'nın cazibe merkezi. Fakat ülke hakkında bilinmeyen yada az bilin... Japonya'da özel bir şirket tarafından geliştirilen roket kalkıştan hemen sonra motor arızası nedeniyle yere çakıldı… İLGILI HABERLER : http://tr ... Japonya’da İşçi olmak ve Şirket Kurmak - Duration: 18:06. Japonya gezgini 5,266 views. 18:06. Part Time Çalışmak I Japonya’da Yaşama Dair - Duration: 13:52.

http://forex-viethnam.coppermining.pw